14 Ağustos 2017 Pazartesi

Pablo Neruda / Soneto IX

SONETO IX

Al golpe de la ola contra la piedra indócil
la claridad estalla y establece su rosa
y el círculo del mar se reduce a un racimo,
a una sola gota de sal azul que cae.

Oh radiante magnolia desatada en la espuma,
magnética viajera cuya muerte florece
y eternamente vuelve a ser y a no ser nada:
sal rota, deslumbrante movimiento marino.

Juntos tú y yo, amor mío, sellamos el silencio,
mientras destruye el mar sus constantes estatuas
y derrumba sus torres de arrebato y blancura,

porque en la trama de estos tejidos invisibles
del agua desbocada, de la incesante arena,
sostenemos la única y acosada ternura.

Pablo Neruda - (Cien sonetos de amor, 1959)





SONNET IX

There where the waves shatter on the restless rocks
the clear light bursts and enacts its rose,
and the sea-circle shrinks to a cluster of buds,
to one drop of blue salí, falling.

O bright magnolia bursting in the foam,
magnetic transient whose death blooms
and vanishes—being, nothingness—forever:
broken salt, dazzling lurch of the sea.

You and I, Love, together we ratify the silence,
while the sea destroys its perpetual statues,
collapses its towers of wild speed and whiteness:

because in the weavings of those invisible fabrics,
galloping water, incessant sand,
we make the only permanent tenderness.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Stephen Tapscott





SONNET IX

In the wave-strike over unquiet stones
the brightness bursts and bears the rose
and the ring of water contracts to a cluster
to one drop of azure brine that falls.

O magnolia radiance breaking in spume,
magnetic voyager whose death flowers
and returns, eternal, to being and nothingness:
shattered brine, dazzling leap of the ocean.

Merged, you and I, my love, seal the silence
while the sea destroys its continual forms,
collapses its turrets of wildness and whiteness,

because in the weft of those unseen garments
of headlong water, and perpetual sand,
we bear the sole, relentless tenderness.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translation by A. S. Kline





SONETTO IX

Al colpo dell'onda contro la pietra indocile
scoppia la chiarità e stabilisce la sua rosa
e il cerchio del mare si riduce a un grappolo,
a una sola goccia di sale azzurro che cade.

Oh radiante magnolia scatenata nella schiuma,
magnetica viaggiatrice la cui morte fiorisce
e torna eternamente a essere e non esser nulla:
sale rotto, abbacinante movimento marino.

Uniti tu e io, amor mio, sigilliamo il silenzio,
mentre il mare distrugge le sue costanti statue
e abbatte le sue torri di furia e bianchezza,

perché nella trama di questi tessuti invisibili
dell'acqua sbrigliata, dell'incessante arena,
sosteniamo l'unica e perseguitata tenerezza.

Pablo Neruda - (Cento Sonetti D'amore, 1959)





SONE IX

Hırçın kayalara vurdukça darbesi dalgaların
çatlar ışık ve yerleşir böylece senin gülün,
toplanıp salkım olur denizde girdaplar
bir tek damlasında akan mavi tuzun.

Ah, köpükte açılıveren ışıltılı manolya,
göz alıcı yolcu, ölümün açtırır çiçekleri
varlığın ve yokluğun sonsuz tekrarında:
Tuz kırığı, denizlerin pırıltılı gelgiti.

Birlikte, sen ve ben, sevgilim, mühürlüyoruz sessizliği;
varsın yıksın o yeri belli heykellerini deniz,
varsın devirsin o taşkın ve ak kulelerini,

her şeyi saran suyun ve arasız kumun
görünmez ipliklerden kumaşında
dokuyoruz birliği ve hor görülmüş sevgiyi.

Pablo Neruda - (Yüz Aşk Sonesi’nden, 1959)

Çeviri: Adnan Özer


Aphrodite, 1955, by Yoshiyuki Iwase

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Antonia Pozzi / Solitudine

SOLITUDINE

Ho le braccia dolenti e illanguidite
per un'insulsa brama di avvinghiare
qualchecosa di vivo, che io senta
più piccolo di me. Vorrei rapire
d'un balzo e poi portarmi via, correndo,
un mio fardello, quando si fa sera;
avventarmi nel buio, per difenderlo,
come si lancia il mare sugli scogli;
lottar per lui, finché mi rimanesse
un brivido di vita; poi, cadere
nella più fonda notte, sulla strada,
sotto un tumido cielo inargentato
di luna e di betulle; ripiegarmi
su quella vita che mi stringo al petto –
e addormentarla – e anch'io dormire, infine...
No: sono sola. Sola mi rannicchio
sopra il mio magro corpo. Non m'accorgo
che, invece di una fronte indolenzita,
io sto baciando come una demente
la pelle tesa delle mie ginocchia.

Antonia Pozzi

Milano, 4 giugno 1929





YALNIZLIK

Kollarımda sızı ve takatsizlik:
Saçma bir istek, kendimden küçükmüş gibi
hissettiğim, canlı bir şeyi
sıkıca tutmak uğruna. Akşam olunca, aniden
kaçırmak ve ardmdan da, koşar adım götürmek isterim,
ağır yüklerimden birini;
onu korumak uğruna, karanlığa hücum etmek
isterim, tıpkı kayalara vuran deniz gibi;
onun için savaşmak isterim, öyle ki bana
bir hayat ürpertisi kalsın; sonra düşmek isterim,
sokakta, en dipsiz gecede,
ay ve kayın ağaçlarıyla yaldızlı
nemli bir göğün altında; kıvrılıvermek
bağrıma bastığım bu hayata onu
uyutmak- ve kendim de uyumak isterim, en nihayet...
Yok: Yalnızım. Yalnız büzülüveriyorum
zayıf bedenimin üzerine. Fark etmiyorum,
sızlayan bir alın yerine, bir deli misali
dizlerimin gergin tenini öpmekte olduğumu.

Antonia Pozzi

Çeviri: Meryem Mine Çilingiroğlu


Winter loneliness by Federica Erra (Italian photographer)

11 Ağustos 2017 Cuma

Jorge Luis Borges / Julio Cortázar Cuentos

Hacia mil novecientos cuarenta y tantos, yo era secretario de redacción de una revista literaria, más o menos secreta. Una tarde, una tarde como las otras, un muchacho muy alto, cuyos rasgos no puedo recobrar, me trajo un cuento manuscrito. Le dije que volviera a los diez días y que le dada mi parecer. Volvió a la semana. Le dije que su cuento me gustaba y que ya había sido entregado a la imprenta. Poco después, Julio Cortázar leyó en letras de molde "Casa tomada" con dos ilustraciones a lápiz de Norah Borges. Pasaron los años y me confió una noche, en París, que ésa había sido su primera publicación. Me honra haber sido su instrumento.

El tema de aquel cuento es la ocupación gradual de una casa por una invisible presencia. En ulteriores piezas Julio Cortázar lo retomaría de un modo más indirecto y por ende más eficaz.

Cuando Dante Gabriel Rossetti leyó la novela Cumbres borrascosas le escribió a un amigo: "La acción transcurre en el infierno, pero los lugares, no sé por qué, tienen nombres ingleses". Algo análogo pasa con la obra de Cortázar. Los personajes de la fábula son deliberadamente triviales. Los rige una rutina de casuales amores y de casuales discordias. Se mueven entre cosas triviales: marcas de cigarrillo, vidrieras, mostradores, whisky, farmacias, aeropuertos y andenes. Se resignan a los periódicos y a la radio. La topografía corresponde a Buenos Aires o a París y podemos creer al principio que se trata de meras crónicas. Poco a poco sentimos que no es así. Muy sutilmente el narrador nos ha atraído a su terrible mundo, en que la dicha es imposible. Es un mundo poroso, en el que se entretejen los seres; la conciencia de un hombre puede entrar en la de un animal o la de un animal en un hombre. También se juega con la materia de la que estamos hechos, el tiempo. En algunos relatos fluyen y se confunden dos series temporales.

El estilo no parece cuidado, pero cada palabra ha sido elegida. Nadie puede contar el argumento de un texto de Cortázar; cada texto consta de determinadas palabras en un determinado orden. Si tratamos de resumirlo verificamos que algo precioso se ha perdido.

Jorge Luis Borges - (Julio Cortázar Cuentos)





1940’larda bir edebiyat dergisi için editörlük yapıyordum, aşağı yukarı gizlice yaptığım bir işti. Bir öğleden sonra, sıradan bir ikindi vakti, şimdi simasını pek hatırlayamadığım bir genç, bana bir öyküsünün elyazmasını getirdi. On gün sonra geri gelmesini, o zaman fikrimi açıklayacağımı söyledim. Bir hafta sonra geri geldi. Ona öyküsünü beğendiğimi ve hemen yayımlanması için dergiye aldığımı söyledim. Kısa süre sonra Julio Cortázar “Ele Geçirilen Ev” adlı öyküsünü Norah Borges’in iki illüstrasyonuyla dergide basılmış halde okudu. Yıllar sonra bir gece Paris’te, bana bunun ilk yayımlanan yazısı olduğunu söyledi.

Bu öykünün konusu görünmez bir mevcudiyetin zamanla evi işgal etmesidir. Daha sonra yazdıklarında Cortázar benzer bir temayı daha dolaylı ve etkili biçimde yeniden ele alır.

Dante Gabriel Rossetti Uğultulu Tepeler’i okuduktan sonra bir arkadaşına şöyle yazar: “Olay cehennemde geçiyor, ama nedendir bilmem, yer isimleri İngilizce.” Cortázar’ın eserlerinde de benzer bir şeyle karşılaşırız. Öykülerindeki kişiler kasıtlı olarak tırı vırı kişilerdir. Bu duruma öykülerindeki havai aşk ilişkilerinde ve yüzeysel tartışmalarda da rastlarız. Tırı vırı şeyler arasında gidip geliriz: sigara markaları, vitraylar, tezgâhlar, viskiler, eczaneler, havaalanları, limanlar. İnsanlar kendilerini gazetelere ve radyolara verir. Mekân topografik olarak Buenos Aires’e ya da Paris’e benzer. İlk başta bunun gündelik bir olayın anlatımı olduğunu sanırız. Sonra zamanla böyle olmadığını hissederiz. Anlatıcı farkına vardırmadan mutluluğun imkânsız olduğu korkunç bir dünyanın içine çeker bizi. Varlıkların iç içe geçtiği geçirgen bir dünyadır bu; bir insanın bilinci bir hayvanınkine girebilir, keza bir hayvanınki de bir insanınkine. Aynı zamanda insanın özünü oluşturan zamanla ilgili oyunlar da vardır. Bazı öykülerde iki zaman dizisi birbiri içinde akar.

Kimse bir Cortázar metninin olay örgüsünü anlatamaz; onun her metni belirli sözcüklerin belirli bir düzende bir araya gelmesinden oluşur. Bunları özetlemeye kalkıştığımızda, nadide bir şeyin kaybolduğunu fark ederiz.

Jorge Luis Borges - (Cortázar'ın Öykülerine Önsöz)

İspanyolcadan çeviren: Işık Canıpek


Julio Cortázar

10 Ağustos 2017 Perşembe

Federico García Lorca / Baladilla de los tres ríos

BALADILLA DE LOS TRES RÍOS

A Salvador Quintero

El río Guadalquivir
va entre naranjos y olivos.
Los dos ríos de Granada
bajan de la nieve al trigo.

¡Ay, amor
que se fue y no vino!

El río Guadalquivir
tiene las barbas granates.
Los dos ríos de Granada
uno llanto y otro sangre.

¡Ay, amor
que se fue por el aire!

Para los barcos de vela,
Sevilla tiene un camino;
por el agua de Granada
sólo reman los suspiros.

¡Ay, amor
que se fue y no vino!

Guadalquivir, alta torre
y viento en los naranjales.
Dauro y Genil, torrecillas
muertas sobre los estanques,

¡Ay, amor
que se fue por el aire!

¡Quién dirá que el agua lleva
un fuego fatuo de gritos!

¡Ay, amor
que se fue y no vino!

Lleva azahar, lleva olivas,
Andalucía, a tus mares.

¡Ay, amor
que se fue por el aire!

Federico García Lorca

Poema del cante jondo (1921-1922)





THE LITTLE BALLAD OF THE THREE RIVERS

For Salvador Quintero

The Guadalquivir’s river
runs past oranges and olives.
The two rivers of Granada,
fall, to wheatfields, out of snow.

Ay, Love, that goes,
and never returns!

The Guadalquivir’s river
has a beard of clear garnet.
The two rivers of Granada
one of sorrow, one of blood.

Ay, Love,
vanished down the wind!

For the sailing-boats,
Seville keeps a roadway:
Through the waters of Granada
only sighs can row.

Ay, Love, that went,
and never returned!

Guadalquivir — high tower,
and breeze in the orange-trees.
Dauro, Genil — dead turrets,
dead, above the ponds.

Ay, Love,
vanished down the wind!

Who can say, if water carries
a ghost-fire of cries?

Ay, Love, that went,
and never returned!

Take the orange petals,
take the leaves of olives,
Andalusia, down to your sea.

Ay, Love,
vanished on the wind!

Federico García Lorca

Poem of Deep Song (1921-1922)

Translation by A. S. Kline





LITTLE BALLAD OF THE THREE RIVERS

For Salvador Quintero

The river Guadalquivir
Flows between oranges and olives
The two rivers of Granada
Descend from the snow to wheat

Oh my love!
Who went and never returned

The river Guadalquivir
Has beards of maroon
The two rivers of Granada
One a cry, the other blood

Oh my love!
Who vanished into thin air

For the sailboats
Sevilla has a course;
Through the water of Granada
Only sighs are rowing

Oh my love!
Who went and never returned

Guadalquivir, high tower
And the wind in the orange groves
Darro and Genil, little towers
Dead on the ponds

Oh my love!
Who vanished into thin air

Who will say that the water bears
A vain fire of screams

Oh my love!
Who went and never returned

Carry orange blossom, carry olives,
Andalucia, to your seas

Oh my love!
Who vanished into thin air.

Federico García Lorca

Poem of Deep Song (1921-1922)





ÜÇ NEHİR ÜSTÜNE KÜÇÜK BALAD

Akar Guadalkuivir
Portakal ve zeytin bahçelerinin gölgesinde
Senin iki nehrin Granada
Düşer karlardan, vadilere

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Guadalkuivir kıvrımlarında
Yanar tutuşur nar çiçekleri
Akar nehirlerin Granada
Bir kanla, gözyaşıyla öteki

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Sevilla'da zarif
Yollar açılmıştır yelkenlilere
Senin nehirlerinde Granada
İniltilerdir yüzen sade

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Guadalkuivir… Çan kulesi
Ve rüzgâr, limon bahçesinde.
Dauro, Genil, ölü kilisecikler
Nehirlerin denize kavuştuğu yerde

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Sular taşıyıp götürürler mi
Çürüyen acının ateşlerini?

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Endülüs, portakal çiçeği alır
Ve zeytin dalları, denizlere

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Federico García Lorca

Cante Jondo Şiiri (1921-1922)

Çeviri: Ataol Behramoğlu


Cathedral, Torre del Oro and Guadalquivir River,
Seville, Spain, 1862, by Charles Clifford

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Pablo Neruda / Soneto X

SONETO X

Suave es la bella como si música y madera,
ágata, telas, trigo, duraznos transparentes,
hubieran erigido la fugitiva estatua.
Hacia la ola dirige su contraria frescura.

El mar moja bruñidos pies copiados
a la forma recién trabajada en la arena
y es ahora su fuego femenino de rosa
una sola burbuja que el sol y el mar combaten.

Ay, que nada te toque sino la sal del frío!
Que ni el amor destruya la primavera intacta.
Hermosa, reverbero de la indeleble espuma,

deja que tus caderas impongan en el agua
una medida nueva de cisne o de nenúfar
y navegue tu estatua por el cristal eterno.

Pablo Neruda - (Cien sonetos de amor, 1959)





SONNET X

This beauty is soft—as if music and wood,
agate, cloth, wheat, peaches the light shines through
had made an ephemeral statue.
And now she sends her freshness out, against the waves.

The sea dabbles at those tanned feet, repeating
their shape, just imprinted in the sand.
And now she is the womanly fire of a rose,
the only bubble the sun and the sea contend against.

Oh, may nothing touch you but the chilly salt!
May not even love disturb that unbroken springtime!
Beautiful woman, echo of the endless foam,

may your statuesque hips in the water make
a new measure—a swan, a lily—, as you float
your form through that eternal crystal.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Stephen Tapscott





SONETTO X

Dolce è la bella come se musica e legno,
agata, tele, frumento, pesche trasparenti,
avessero eretto la statua fuggitiva.
Verso l'onda dirige la sua contraria freschezza.

Il mare bagna bruniti piedi copiati
alla forma appena lavorata nell'arena
e ora il suo fuoco femminile di rosa
è una sola bolla che il sole e il mare combattono.

Ahi, nulla ti tocchi se non il sale del freddo!
Che neppure l'amore distrugga la primavera intatta.
Bella, riverbero dell'indelebile schiuma,

lascia che i tuoi fianchi impongano nell'acqua
una misura nuova di cigno o di ninfea
e navighi la tua statua nel cristallo eterno.

Pablo Neruda - (Cento Sonetti D'amore, 1959)





SONE X

Ezgilerden, ağaçlardan alır doyumsuz güzelliğini
akik, ipek, buğday ve ışıltılı şeftaliler,
yaptılar konar göçer heykelini,
vurdu dalgalar vahşi esintini.

Deniz ıslatır cilalı ayaklarını,
biçimler kumda zahmetsizce.
Sırasıdır şimdi dişi gül ateşinin,
ayrılır bur köpük, kapışmasından denizle güneşin.

Ah, dokunmasın sana soğuğun tuzundan gayrısı!
Boynu bükük aşk, eldeğmemiş bahar bile.
Güzelsin, sönmez köpüğün yansısı,

kalçaların koyar da suya ağırlığını,
yeni biçim verirsin, kuğu gibi, nilüfer belki;
yüzdür gitsin sonsuz cam boyunca heykelini.

Pablo Neruda - (Yüz Aşk Sonesi’nden, 1959)

Çeviri: Adnan Özer


Nude in the sea, Camargue, 1962, by Lucien Clergue