7 Temmuz 2013 Pazar

Tropic of Cancer / Henry Miller

"Germaine was different. There was nothing to tell me so from her appearance. Nothing to distinguish her from the other trollops who met each afternoon and evening at the Cafe de l'Elephant. As I say, it was a spring day and the few francs my wife had scraped up to cable me were jingling in my pocket. I had a sort of vague premonition that I would not reach the Bastille without being taken in tow by one of these buzzards. Sauntering along the boulevard I had noticed her verging toward me with that curious trot-about air of a whore and the run-down heels and cheap jewelry and the pasty look of their kind which the rouge only accentuates. It was not difficult to come to terms with her. We sat in the back of the little tabac called L'Elephant and talked it over quickly. In a few minutes we were in a five franc room on the Rue Amelot, the curtains drawn and the covers thrown back. She didn't rush things, Germaine. She sat on the bidet soaping herself and talked to me pleasantly about this and that; she liked the knickerbockers I was wearing. Tres chic! she thought. They were once, but I had worn the seat out of them; fortunately the jacket covered my ass. As she stood up to dry herself, still talking to me pleasantly, suddenly she dropped the towel and, advancing toward me leisurely, she commenced rubbing her pussy affectionately, stroking it with her two hands, caressing it, patting it, patting it. There was something about her eloquence at that moment and the way she thrust that rose­bush under my nose which remains unforgettable; she spoke of it as if it were some extraneous object which she had acquired at great cost, an object whose value had increased with time and which now she prized above everything in the world. Her words imbued it with a peculiar fragrance; it was no longer just her private organ, but a treasure, a magic, potent treasure, a God-given thing - and none the less so because she traded it day in and day out for a few pieces of silver. As she flung herself on the bed, with legs spread wide apart, she cupped it with her hands and stroked it some more, murmuring all the while in that hoarse, cracked voice of hers that it was good, beautiful, a treasure, a little treasure. And it was good, that little pussy of hers! That Sunday afternoon, with its poisonous breath of spring in the air, everything clicked again. As we stepped out of the hotel I looked her over again in the harsh light of day and I saw clearly what a whore she was - the gold teeth, the geranium in her hat, the run­down heels, etc., etc. Even the fact that she had wormed a dinner out of me and cigarettes and taxi hadn't the least dis­turbing effect upon me. I encouraged it, in fact. I liked her so well that after dinner we went back to the hotel again and took another shot at it. "For love," this time. And again that big, bushy thing of hers worked its bloom and magic. It began to have an independent existence - for me too. There was Germaine and there was that rose-bush of hers. I liked them separately and I liked them together.

As I say, she was different, Germaine."

Henry Miller - (Tropic of Cancer / 1934)





"Germaine era diferente. No había nada en su aspecto que me lo indicara. Nada que la distinguiese de las otras rameras que se reunían por las tardes y por las noches en el Café de l' Élé-phant. Como digo, era un día de primavera y los pocos francos que mi mujer había juntado a duras penas para girarme tintineaban en mi bolsillo. Tenía una especie de vago presentimiento de que no llegaría a la Bastilla sin caer en las garras de uno de aquellos buitres. Mientras deambulaba por el bulevar, la había visto acercarse a mí con ese curioso pasitrote de las putas y los tacones desgastados y las joyas baratas y la palídez de las de su clase, que el colorete acentúa todavía más. No fue difícil llegar a un acuerdo  con  ella.  Nos  sentamos  al  fondo  del  pequeño  tabac  llamado  l'Éléphant  y cerramos el trato rápidamente. Minutos después estábamos en una habitación de cinco francos en la rue Amelot, con las cortinas corridas y las mantas levantadas. No era de las que metían prisa, Germaine. Se sentó en el bidet a enjabonarse y estuvo hablando afable- mente conmigo de esto y lo otro; le gustaban mis pantalones bombachos. Trés chic!, en su opinion. Lo habían sido en su tiempo, pero los fondillos ya estaban desgastados; felizmente, la chaqueta me cubría el culo. Después de ponerse de pie para secarse, mientras seguía hablándome con simpatía, dejó caer la toalla de repente y, avanzando hacia mí despacio, comenzó a restregarse la almeja cariñosamente, pasándole las manos suavemente, acariciándola, dándole palmaditas y palmaditas. Había algo en su elocuencia de aquel momento y en la forma como me metió aquella mata de rosas bajo la nariz que sigue siendo inolvidable; hablaba de ella como si fuese un objeto extraño que hubiera adquirido a alto precio, un objeto cuyo valor había aumentado con el tiempo y que ahora  apreciaba  como  nada  del  mundo.  Sus  palabras  le  infundían  una  fragancia peculiar; ya no era simplemente su órgano privado, sino un tesoro, un tesoro mágico y poderoso, un don divino... y no lo era menos porque comerciara con ella día tras día a cambio de unas monedas. Al echarse en la cama, con las piernas bien abiertas, la apretó con las manos y la acarició un poco más, mientras murmuraba con su ronca y cascada voz que era buena y bonita, un tesoro, un pequeño tesoro. ¡Y vaya si era buena y bonita, esa almejita suya! Aquel domingo por la tarde, con su venenoso hálito de primavera en el aire, todo volvió a pitar. Cuando salíamos del hotel, la examiné de nuevo a la cruda luz del día y vi claramente lo puta que era: los dientes de oro, el geranio en el sombrero, los tacones desgastados, etcétera. Ni siquiera el hecho de que me hubiera sacado una cena y cigarrillos y un taxi me perturbó lo más mínimo. De hecho, di pie a ello. Me gustaba tanto, que, después de cenar, volvimos al hotel y echamos otro palo. «Por amor» aquella vez. Y de nuevo esa gran mata suya floreció e hizo otra magia de las suyas. Empezó a tener una existencia independiente... también para mí. Estaba Germaine y estaba aquella mata suya. Me gustaban por separado, y juntas también.

Como digo, Germaine era diferente."

Henry Miller - (Trópico de Cáncer / 1934)

Traducción de Carlos Manzano





"Germaine farklıydı. Bakarak anlayamazdınız farklı olduğunu. Her akşam ve her gece Café de l'Eléphant'ta buluşan diğer sürtüklerden ayırt edemezdiniz gördüğünüzde. Dediğim gibi, bahardı ve karımın sağdan soldan borç alıp gönderdiği franklar hışırdıyordu cebimde. Bu akbabalardan birine yakalanmadan Bastille'e varamayacağıma dair bir önsezi vardı içimde. Bulvarda yürürken bana doğru meylettiğini fark ettim; fahişelere özgü o tuhaf yürüyüş, aşınmış topuklar, ucuz takılar ve dudak boyasının vurguladığı macunumsu ten. Zor olmadı benim için onunla anlaşmak. L'Eléphant adında küçük bir kafenin arka tarafına oturup koşulları konuştuk çabucak. Birkaç dakika sonra Amelot Sokağı'ndaydık, perdeler çekilmiş, yorgan açılmış. Acele etmiyordu Germaine. Bideye oturmuş yıkanırken bir yandan da sohbet ediyordu benimle; giydiğim golf pantolonu hoşuna gitmişti. Çok şık! Öyleydi bir zamanlar; ama şimdi kıçı eskimişti; ceket kıçımı örtüyordu allahtan. Benimle sohbet etmeye devam ederek kurulanmak için ayağa kalktığında birden havlusunu düşürdü elinden ve gülünü okşayarak bana doğru yürüdü yavaşça, iki eliyle okşayarak, bir ileri bir geri. Sarf ettiği sözcüklere ve gül çalısını burnuma dayayışına dair bir şey var ki, hiçbir zaman silinmeyecek belleğimden; büyük bir bedel ödeyerek elde ettiği yabancı bir nesneden söz eder gibi söz ediyordu gülünden, değeri zamanla artmış ve her şeyin üzerinde tutulan bir nesneden söz eder gibi. Tuhaf bir kokuyla sarıyordu sözcükleri onu; ona ait bir organ olmakla kalmıyordu artık, bir hazineydi, sihirdi; cinsel hazine, Allah vergisi -ve onu her gün birkaç frank karşılığında satıyor olması değerini eksiltmiyordu. Kendini yatağa fırlatıp bacaklarını açtı, gülünü iki eliyle avuçladı ve o kısık ve çatlak sesiyle sürekli mırıldanarak okşamaya devam etti; güzeldi, hazineydi, küçük bir hazine. Ve güzeldi gerçekten, onun o küçük gülü! O pazar akşamı, havadaki o zehirli bahar esintisiyle, her şey yerli yerine oturdu. Otelden çıkarken ona acımasız gün ışığında baktım ve kaşarlanmış fahişeyi gördüm -altın dişleri, saçındaki sardunya çiçeği, aşınmış topuklar.. Benden bir öğün yemek, sigara ve taksi parası koparmış olması beni hiç rahatsız etmedi. Onu yüreklendirdim hatta. Ondan o kadar hoşlanmıştım ki yemekten sonra tekrar otele gidip bir kez daha seviştik. "Aşk için" bu kez. Ve bir kez daha o iri, kıllı sihrini gösterdi. Bağımsız bir varlığı olmaya başlamıştı -benim için de. Germaine vardı, bir de onun o gül çalısı vardı. Ayrı ayrı da seviyordum ikisini, birlikte de.

Dediğim gibi, farklıydı Germaine."

Henry Miller - (Yengeç Dönencesi / 1934)


Fille dans un Hôtel de passe, 1932, by Brassaï

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder