24 Kasım 2013 Pazar

Pablo Neruda - (Serenade)

SERENADE

I believe you are more mine than my skin. When I seek
Within me, along my veins, in my blood, my mysterious
Circulatory branches of light that I tell over,
It is you I find, as if you were blood,
As if you were stone or a bite.
I stay outside late, reason, delirium, clothes.
I am of an old race of darkness and forests,
But while I bend down as in a well and enter
Feeling my way like a blind man in my own territory,
I find no railing to direct my steps,
But, instead, the growth of your rose in my own dwelling.
Deep in me you go on growing, unfathomable
In your origin, I cannot touch your eyes
Without burning my fingernails on their petals,
The flames of your form which burn in my thirst,
The leaves of your face which build your absence.
I ask, "Who is there? Who is there?" as if very late,
Very late, somebody knocked
On my door, and then in the middle
Of emptiness there was nothing but air,
Water, trees, the dying daily fire,
As if there was nothing there but everything which exists,
Nothing but all the earth which had rapped on my door.
So, nameless, vague as life, turbid
As the burgeoning mud and vegetation,
You awake in my breast whenever I shut my eyes.
When I lie on the earth you come into being
Like the flowing dust, the river deepening its bed,
Guarding a tangle of naked roots
Which grows as grows your presence in me,
Which accompanies their darkness as you accompany me.
So, here, blood or wheat, earth or fire, we live
Like a single plant which cannot explain its leaves.

Pablo Neruda

Translated by Kenneth Rexroth





SERENAD

Tenimden daha çok benimsin. Aradığımda seni
içimde, damarlarım boyunca, kanımda, gizemli
dolaşımıyla ışığın dalları gibi bulurum seni,
sanki kan gibi bulurum seni,
sanki taş gibi ya da ağzımdaki lokma gibi.
Usun, çılgınlığın ve giysilerin dışında dururum geç vakit.
Karanlık ve ormanlardan eski bir ırka mensubum,
fakat bir kuyuya eğildiğimde ve girdiğimde
kendi bölgeme, yolda kör bir adam gibi
duyumsarım kendimi, çitler bulamam adımlarıma,
fakat gülünün büyüyüşünü bulurum meskenimde,
derinimde büyüyüp durursun, sınırsızca
kökeninde, parmak uçlarımı yakmadan
dokunamam gözlerinin taçyapraklarına,
endamının alevleri alazlanır susuzluğumda,
yokluğunu oluşturur yüzünün yaprakları.
Sorarım "Kim o? Kim o?" diye, sanki geceleyin
geç saat birileri çalar gibi
kapımı, fakat yokluğun ortasında
yalnızca hava vardır,
su, ağaçlar, sönmüş gündelik ateş vardır,
sanki bir şey yoktur fakat gene de her şey vardır,
hiçbir şey yoktur fakat bütün dünya tıklatır kapımı.
İşte böyle, adsız, hayat gibi belli belirsiz,
filizlenen bulanık çamur ve bitkiler gibi
uyanırsın bağrımda kapattığımda gözlerimi.
Uzandığımda toprağa var olmaya gelirsin
akan toz gibi, içimdeki varlığından büyüyen
çıplak köklerin dolaşıklığını korur
yatağında derinleşen ırmak,
bana eşlik ettiğin gibi eşlik eder karanlıklarına,
işte, burada, kan ya da buğday, toprak ya da ateş,
yaşarız yapraklarını açıklayamayan basit bir bitki gibi.

Pablo Neruda

Çeviri: İsmail Haydar Aksoy


Lisa on Silk, 1940, by Horst P. Horst




16 Kasım 2013 Cumartesi

Virginia Woolf - (A Room of One's Own)

"And it serves to explain how restless they are under her criticism; how impossible it is for her to say to them this book is bad, this picture is feeble, or whatever it may be, without giving far more pain and rousing far more anger than a man would do who gave the same criticism. For if she begins to tell the truth, the figure in the looking-glass shrinks; his fitness in life is diminished. (...) The looking-glass vision is of supreme importance because it charges the vitality; it stimulates the nervous system. Take it away and man may die, like the drug fiend deprived of his cocaine."

Virginia Woolf - (A Room of One's Own)





"Kadının eleştirisi karşısında duydukları tedirginliği ve bir kadının herhangi bir eleştiriyi, bir kitabın kötü, bir resmin yetersiz olduğunu ya da başka bir şeyi, aynı eleştiriyi getiren bir erkekten çok daha fazla acı vermeksizin söylemesinin olanaksızlığını da açıklar. Çünkü kadınlar gerçeği söylemeye başlarsa erkeğin aynadaki görüntüsü küçülmeye başlar; yaşam karşısındaki uyumsuzluğu yok olur. (...) Aynadaki görüntü son derece önemlidir, çünkü canlılığı pekiştirir. Bunu elinden aldığımızda erkek, kokaini elinden alınan bir uyuşturucu bağımlısı gibi ölüp gidebilir.

Virginia Woolf - (Kendine Ait Bir Oda)


Photo by Ferdinando Scianna

Ivan Goncharov - (Oblomov)

"Although people call love a capricious and unaccountable emotion that arises like an illness, nonetheless it has its own laws and reasons, like everything else. If these laws have been little studied so far, that is because a person struck down by love is in no condition to observe with a scholar’s eye as the impression steals into his soul and shackles his emotions like a dream, as first his eyes go blind, at which moment his pulse and then his heart begin beating harder, all of a sudden there arises as of yesterday an undying devotion, the desire to sacrifice oneself; one’s I gradually vanishes and crosses over into him or her; the mind becomes wither unusually dull or unusually sharp; the will surrenders to the will of another; and the head bows, the knees shake and the tears and fever come."

Ivan Goncharov - (Oblomov)





"Aşkın insanı birden hastalık gibi etkileyen esrarlı ve uçarı bir duygu olduğu söylense de onun da bazı nedenleri ve kendine ait kuralları vardır. Eğer bu kurallar şimdiye dek pek öyle incelenmediyse bunun nedeni aşka düşen kişinin bu duygunun ruhuna nasıl hakim olduğunu, sanki derin uykudaymış gibi duygularını uyuşturduğunu, ilk andan itibaren görme yeteneğini kaybettiğini, ne zaman kalbinin ve nabzının hızlandığını, nasıl ölene kadar bağlandığını, kendisini feda etmeye hazır olduğunu, "ben" kavramının nasıl "o" kavramına dönüştüğünü, zekasının nasıl uyuştuğunu ya da inceldiğini, nasıl baş eğdiğini, dizlerinin titrediğini, ateşinin yükselip gözlerinin yaşardığını bilmemesidir."

İvan Gonçarov


Untitled, 1960s, by Don Donaghy


Hermann Hesse - (Love)

"Love must have the power to find its own way to certainty. Then it ceases merely to be attracted and begins to attract." Hermann Hesse





"Aşk, kesinliğe varmak uğruna kendi yolunu bulma gücüne sahip olmalıdır. O zaman salt çekim kaynağı olmaktan çıkıp çekicileşmeye başlar." Hermann Hesse


Paris, 1960s, by Izis Bidermanas

Henry Miller - (Love)

"The only thing we never get enough of is love; and the only thing we never give enough of is love." Henry Miller





"Azıyla yetinemediğimiz tek şey aşktır. Ve yeterince veremediğimiz de odur." Henry Miller


The Beginning Of The Film
(Lovers On Saint-Louis Island), Paris,
1964, by Édouard Boubat

Forugh Farrokhzad - (A shadow over a shadow bent)

"In the mysterious shelter of the night
A shadow over a shadow bent
A breath on cheeks trembled
A kiss lit a flame between lips"

Forugh Farrokhzad





"Bir gölge eğildi diğer gölge üstüne
Gecenin gizlisinde saklandı
Bir soluk kaydı bir yüze
İki dudak ortasından öpüş alazlandı"

Füruğ Ferruhzad

Çeviri: Haşim Hüsrevşahi


Lovers Kiss, Paris, c.1930, by Brassaï

13 Kasım 2013 Çarşamba

Le mari de la coiffeuse aka "The Hairdresser's Husband" (1990)

"My love

I'm going before you do. I am going before your desire dies. Then we'd be left with affection alone, and I know that won't be enough. I'm going before I grow unhappy. I go bearing the taste of our embraces, your smell, your look, your kisses. I go with the memory of my loveliest years, the ones you gave me. I kiss you now, so tenderly I'll die of it. I have always loved you. I have loved only you. I'm going so you never forget me...

Mathilde"

A quote from the movie.





"Sevgilim

Sen gitmeden ben gidiyorum. Arzuların ölmeden gidiyorum. Sonra aramızda sadece şefkat duygusu kalacaktı. Ve biliyorum ki bu yeterli olmayacaktı. Mutsuzluğu yaşamamak için gidiyorum. Seninle kucaklaşmalarımızın tadını, kokunu, bakışını, öpüşünü de götürüyorum. Bana yaşattığın en güzel yıllardan birinin anısıyla gidiyorum. Seni öpüyorum, öyle ki bu öpücüğün şefkati beni de öldürecek. Seni daima sevdim. Sadece seni sevdim. Sakın beni unutma...

Mathilde"

Filmden (Berberin Kocası) bir alıntı.


Anna Galiena & Jean Rochefort









9 Kasım 2013 Cumartesi

Sylvia Plath / Dark House

DARK HOUSE

This is a dark house, very big.
I made it myself,
Cell by cell from a quiet corner,
Chewing at the grey paper,
Oozing the glue drops,
Whistling, wiggling my ears,
Thinking of something else.

It has so many cellars,
Such eelish delvings!
U an round as an owl,
I see by my own light.
Any day I may litter puppies
Or mother a horse. My belly moves.
I must make more maps.

These marrowy tunnels!
Moley-handed, I eat my way.
All-mouth licks up the bushes
And the pots of meat.
He lives in an old well,
A stoney hole. He's to blame.
He's a fat sort.

Pebble smells, turnipy chambers.
Small nostrils are breathing.
Little humble loves!
Footlings, boneless as noses,
It is warm and tolerable
In the bowel of the root.
Here's a cuddly mother.

(1959)

Sylvia Plath - (Poem for a Birthday)





CASA OSCURA

Esta es una casa muy grande, oscura.
La hice yo misma,
celda a celda desde un rincón tranquilo,
masticando papel gris,
virtiendo gotas de cola,
silbando, moviendo mis orejas,
pensando en otra cosa.

¡Tiene tantos sótanos,
tantas excavaciones tortuosas!
Redonda como una lechuza,
veo por mi propia luz.
En cualquier momento puedo parir cachorros,
ser madre de un caballo. Mi vientre se mueve.
Debo seguir trazando mapas.

¡Estos túneles medulares!
Manos de topo, devoro mi camino.
Todo-boca lame los arbustos y las ollas con comida.
Vive en un viejo pozo,
un agujero de piedra. Él es el culpable.
Él es el culpable.
Es un gordo inútil.

Olor a guijarros, cámaras como nabos.
Minúsculos ocicos están respirando.
¡Oh humildes pequeñuelos!
Criaturitas sin hueso, como narices,
es un lugar tibio, tolerable,
el vientre de la raíz.
Hay aquí una madre que cobija.

Sylvia Plath - (Poema para un cumpleaños)





KARANLIK EV

Karanlık bir evdir bu, çok büyük.
Kendi kendime yaptım,
Sessiz bir köşeden odacık odacık,
Çiğneyerek boz kağıdı,
Sızdırarak tutkal damlalarını,
Islık çalarak, kımıldatarak kulaklarımı,
Başka bir şeyler düşünerek.

Öyle çok mahzeni var ki evin,
Yılanbalığı kayganlığında oyuklar!
Bir baykuş misali değirmiyim,
Görürüm kendi ışığımda.
Her bir gün enik yavrulayabilirim
Ya da bir at doğurabilirim. Kımıldar karnım.
Daha çok harita yapmalıyım.

Şu iliksi tüneller!
Köstebek ellerle yiyerek ilerlerim yolumda.
Büsbütün-ağız yalar yalapşap çalıları
Ve et tencerelerini.
Yaşar eski bir kuyuda,
Taşlık bir çukurda. Kendi kabahatidir.
Şişkonun biridir.

Çakıl taşı kokuları, şalgamsı odalar.
Küçük burun delikleri soluk alır.
Küçük mütevazı sevgililer!
Değersiz şeyler, burunlar gibi kemiksiz,
Sıcak ve tahammül edilebilir
Kökün bağırsağında.
Buradadır şefkatli bir anne.

(1959)

Sylvia Plath - (Bir Doğum Günü Şiiri)

Çeviri: İsmail Haydar Aksoy


Unknown photographer

5 Kasım 2013 Salı

Fernando Pessoa - (Lídia, ignoramos. Somos estrangeiros)

"Lídia, ignoramos. Somos estrangeiros"

Lídia, ignoramos. Somos estrangeiros
Onde que quer que estejamos.

Lídia, ignoramos. Somos estrangeiros
Onde quer que moremos. Tudo é alheio
Nem fala língua nossa.
Façamos de nós mesmos o retiro
Onde esconder-nos, tímidos do insulto
Do tumulto do mundo.
Que quer o amor mais que não ser dos outros?
Como um segredo dito nos mistérios,
Seja sacro por nosso.

(9 / 6 / 1932)

Fernando Pessoa (Ricardo Reis)





"Ignoramos, Lídia. Somos extranjeros"

Ignoramos, Lídia. Somos extranjeros
dondequiera que estemos.

Ignoramos, Lídia. Somos extranjeros
dondequiera que moremos. Todo es ajeno
y no habla nuestra lengua.
Hagamos de nosotros mismos el retiro
donde escondernos, tímidos del insulto
del tumultuoso mundo.
¿Qué quiere más el amor que no ser de los otros?
Como un secreto revelado en los misterios,
sea sacro por ser nuestro.

(9 / 6 / 1932)

Fernando Pessoa (Ricardo Reis)





"Lydia, we know nothing. We are strangers"

Lydia, we know nothing. We are strangers
Wherever we may be.

Lydia, we know nothing. We are strangers
Wherever we may live. Everything is alien,
Nor speaks our language.
Let us in ouselves create a refuge,
And from the hurt and tumult
Of the world withdraw.
What more can love desire than not to let the others in?
Like a secret uttered in a mistery,
May be this become our sanctuary.

(9 / 6 / 1932)

Fernando Pessoa (Ricardo Reis)





"Lidia, ignoriamo. siamo stranieri"

Lidia, ignoriamo. siamo stranieri
dovunque siamo.

Lidia, ignoriamo. Siamo stranieri
dovunque abitiamo. Tutto è estraneo
e non parla lingua nostra.
Facciamo di noi stessi il ritiro
ove dall'offesa, timorosi, nasconderci
dal tumulto del mondo.
Cos'altro vuole l'amore che non essere degli altri?
Come un segreto confidato nei misteri,
sia sacro purchè nostro.

(9 / 6 / 1932)

Fernando Pessoa (Ricardo Reis)





BİZ YABANCIYIZ

Lidia, hiçbir şey bilmiyoruz biz. Yabancıyız
Nerede yaşarsak yaşayalım. Her şey yabancı,
Ne de konuşan var dilimizi.
Gel biz kendimiz bir sığınak yaratalım,
Ve el çekelim dünyanın incitmesinden, gürültüsünden.
Aşk daha ne isteyebilir başkalarına kapıyı açmamaktan öte?
Bilinmezlikte açıklanan bir giz gibi,
Kutsal bir sığınak olsun bu bize.

(9 / 6 / 1932)

Fernando Pessoa (Ricardo Reis)

Çeviri: Cevat Çapan


Ensayo para la cámara bien enfocado, 1943,
by Manuel Álvarez Bravo

3 Kasım 2013 Pazar

Turgut Uyar - (Tomris)

TOMRİS

Senin için alışılmış şeyler söyleyemem sana yaraşmaz
Kış gecesi amcamızdır bahar yakından kardeşimiz
Alır başımı Erzincan’a giderim seni düşünmek için
Dörtlükleri bozarım çünkü dağlar ne güne duruyor
Kıyılar ve eskimeyen her şey seni anlatmak için

Bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur
Ne var ki ıslanır gider coskunluğum durmadan
Durmadan
Dağ biraz daha benden deniz her zaman senden
Hiçbir dileğimiz yok şimdilik tarihten coğrafyadan

Kimselere benzemesin isterim seni övdüğüm
Seni övdüğüm zaman
Güzel bir çingene yalnız başına dolaşmalı kırlarda
Seni övdüğüm zaman

Turgut Uyar


Tomris Uyar, photo by Şahin Kaygun

Turgut Uyar - (Çevremdeki herkes mutsuz...)

"Çevremdeki herkes mutsuz. Kendi çevremdeki ben dahil. Çözmeye çalışıyorum, alışılmadık çelişkiler çıkıyor ortaya. Çok özel nedenlerle bir dostuma, "bir cehennem yaşıyorum bugünlerde" dedim. "Ben de" diye yanıt verdi. Aslında onun bir cehennem yaşaması için hiçbir neden yoktu. Genel geçer ölçülere vurulduğunda, parası vardı, uzun süren ve belki de sıkıcı olmaya başlayan bir ilişkiden kurtulmuştu. Hatta kurtulmadan önce, bir çeşit garanti olarak, yeni bir ilişkiyi başlatmıştı.

Çok düşündüm onun "cehennem"ini. Galiba bütün sorun, alelade, çok yaygın ve geçerli yargıların, insan hayatına egemen olduğunu varsaymakla başlıyor. Birtakım duyguları, olağan duyguları kendimiz birer "cehennem" haline dönüştürüyoruz. Sonra birden düşündüm: "Ben neden bir cehennem yaşıyor olayım?" bir de kendi yaşadığımı sandığım "cehennem"i, başkalarına iletmekten, tanımsız ve gereksiz hatta umarsız ve onur kırıcı bir çeşit savunmaya geçmemin ne anlamı var? Ayırt ettiğim bir başka gerçek daha var bu arada. Kendi “cehennem”leri içinde bunalanlar, size, sizinkini söyletmekten bir avuntu duyuyorlar. Siz konunuza ne kadar uzak durmaya çalışırsanız çalışın, sözü oraya getirmekte büyük bir ustalık gösteriyorlar. Sizinkinin belki biraz daha büyük, biraz daha yakıcı olması sanki bir ölçüde su serpiyor yüreklerine. Onur kırıcı olması bundan. Kimdir cehennem? Üstelik niye cennetsiz?"

Turgut Uyar - (Şiir Günlüğü, Ağustos 1983)


Upon these dead trees