23 Aralık 2013 Pazartesi

Richard Brautigan - (In Watermelon Sugar)

THIS MORNING there was a knock at the door. I could tell who it was by the way they knocked, and I heard them coming across the bridge.

They stepped on the only board that makes any noise. They always step on it. I have never been able to figure this out. I have thought a great deal about why they always step on that same board, how they cannot miss it, and now they stood outside my door, knocking.

I did not acknowledge their knocking because I just wasn't interested. I did not want to see them. I knew what they would be about and did not care for it.

Finally they stopped knocking and went back across the bridge and they, of course, stepped on the same board: a long board with the nails not lined up right, built years ago and no way to fix it, and then they were gone, and the board was silent.

I can walk across the bridge hundreds of times without stepping on that board, but Margaret always steps on it.

Richard Brautigan - (In Watermelon Sugar)





Bu sabah kapı vuruldu. Kapıya vurma şeklinden kim olduğunu anladım, köprüden gelişini de duymuştum.

Gıcırdayan tek tahtaya bastı. Her zaman ona basar. Bir türlü anlayamıyorum. Neden hep aynı tahtaya basıp durduğu üzerine epeyce düşündüm, nasıl oluyor da hiç ıskalamıyor, ve işte şimdi kapımın önünde duruyor, kapıyı çalıyor.

Kapıyı çaldığı gerçeğini kabullenmedim çünkü umurumda değildi. Onu görmek istemiyordum. Ne demeye orada olduğunu biliyordum ve umurumda değildi.

Sonunda kapıyı çalmayı kesti ve köprüden geri döndü ve tabi ki aynı tahtaya bastı: yıllar önce yapılmış, çivileri düzgün çakılmamış ve tamiri imkansız tahtaya. O gidince, tahta sessizleşti.

Ben o tahtaya basmadan köprüden yüzlerce kez geçebilirim ama Margaret her zaman o tahtaya basar.

Richard Brautigan - (Karpuz Şekerinde)


Appointment. 1963, by Leonid Lazarev


21 Aralık 2013 Cumartesi

Erdinç Durukan - (Gözlerin)

GÖZLERİN

gözlerin senin
git git bitmez

sabahları çıkagelir sisin içinden
aydınlanır yollar
günboyu ışıldar

kasketi eğik bir adamın molasında
bir köpeği, kediyi sevişinde onun
kırağı düşmüş düzlüğe bakışında
boğarken kendini

uzar gider raylar akşamüstleri
karlı dağların, tepelerin arasından
hep bir istasyondur varacağı
sonlanacağı trenin

gözlerin senin
buzları sarkmış bir ayın altından
geceye damlar

(21/12/2013)

erdinç durukan


Alice


14 Aralık 2013 Cumartesi

Susan Sontag - (To read Artaud ...)

"To read Artaud through is nothing less than an ordeal. Understandably, readers seek to protect themselves with reductions and applications of his work. For anyone who reads Artaud through, he remains fiercely out of reach, an unassimilable voice and presence." Susan Sontag





"Leer a Artaud de punta a punta es nada menos que un suplicio. Comprensiblemente, los lectores tratan de protegerse con reducciones y aplicaciones de su obra. Exige un vigor especial, una sensibilidad especial y un tacto especial leer apropiadamente a Artaud." Susan Sontag





"Artaud okumak çetin bir sınavdan başka bir şey değildir. Artaud’nun arkasından bıraktığı, kendilerini yok eden çalışmalar, düşünceden çok daha fazlasını öne süren düşünceler, uygulanamayacak tavsiyelerdir. Artaud okuyan biri için o, daima ulaşılamayan bir ses ve varlık olarak kalacaktır." Susan Sontag


Antonin Artaud, Paris, 1926, by Man Ray

2 Aralık 2013 Pazartesi

Forugh Farrokhzad - (My beloved)

MY BELOVED

My beloved,
with his bare bold body-
rose over his legs,
fearless like death.

On his firm face,
an array of fine lines-
was tailored by the revolt-
of his limbs.

My beloved surely belongs-
to a faded clan.

In the depths of his eyes, it seems-
A Tartar is constantly on guard-
for the advent of knights.

In brightness of his teeth, it seems-
a primal man- is patiently waiting-
for cornering a prey.

My beloved is like the earth-
in his blunt fated air,
in his concrete, cruel rule.

My beloved is wildly free.
My beloved is like a whole instinct-
In the core of a dark isolated isle.

My beloved is originally estranged,
like veiled gods, like lone monks.
My beloved is a male from the ancient eras,
and from the natural age of beauty.

By his tread, he awakens-
the innocent sense of youth.

With his aura, he reminds-
the fond flavor of mythical tales.

He loves with such a faith-
all bits of life, all tads of soil
all laughs and all the sorrows.

He loves with such a faith-
The void roads of the parish, the green veins of the trees
the slight smell of soap, the fresh taste of milk.

My beloved surely belongs-
to a faded clan.

My beloved,
He is a natural man.
And in this wicked wonderland
He must hide away.

My beloved,
He is a simple man.
And like the last rest of the vast past beliefs,
I hide him always away,
in the wake of warmth of my breasts.

Forugh Farrokhzad

Translation: Maryam Dilmaghani, September 2006, Montreal





MI AMADO

Mi amado
con su cuerpo desvergonzadamente desnudo
Se paró como la muerte
sobre sus piernas

Infatigables formas decididas
siguen los contornos
de la contracción combatiente
de su figura firme

Mi amado
es algo como las generaciones olvidadas
En los rabillos de sus ojos es
como si siempre estuviera montado
un gitano al anca de un jinete
Como un bárbaro,
fascinado de la sangre de la víctima,
brillan sus dientes

Mi amado
tiene un inalcanzable deseo,
como la naturaleza
El reafirma
la incombatible ley del poder

El es libre como un salvaje
como un instinto sano
en los adentros de una isla desabitada
El se saca el polvo de sus zapatos
con trapos de la carpa de Majnon

Mi amado
desde el comienzo de su
existencia ha estado ausente,
como un dios en el Templo de Nepal
El es un hombre de los milenarios recuerdos
de la verdadera belleza

Igual que el olor de un niño
despierta a su alrededor
constantemente inocentes recuerdos a la vida
El está lleno de violencia y desnudez
como una hermosa canción

Con sinceridad
él ama
la semilla de la vida,
el grano de la tierra,
el dolor del hombre,
dolores verdaderos

Con sinceridad
él ama
una calle,
un árbol,
una copa de helado,
un cordel de la ropa

Mi amado
es una simple persona
simple como yo
en el monstruoso país del mal,
escondido entre los montes
de mis senos
como los restos sobrevivientes de una curiosa religión.

Forugh Farrojzad - (Teherán, Irán, 1935-Teherán, Irán, 1964). Poetisa, Irán / iraní.

Traducción de Nazanín Amirian

http://www.airesdelibertad.com/t24907-forugh-farrojzad





IL MIO AMATO

Il mio Amato,
Con quel corpo nudo e impudente,
Sulle sue gambi possenti,
Se ne stava eretto come la morte.

Impazienti linee diagonali
Risalivano
Il suo corpo ribelle,
Nel suo solido disegno.
Il mio Amato
Si direbbe discendere da generazioni dimenticate.

Si direbbe che un Tartaro,
Nel fondo dei suoi occhi,
Sia sempre in agguato di un cavaliere.
Si direbbe che un Barbaro,
Nel lampo dei suoi denti,
Sia acceso dal sangue caldo della preda.

Il mio Amato,
Come la natura,
Ha un significato ineluttabile e chiaro.
Con la mia sconfitta
Afferma
La primitiva legge della forza.

È selvaggiamente libero,
Come un sano istinto,
Nel folto di un’isola disabitata.
Rimuove,
Con i brandelli della tenda di Majnun,
Dalle sue scarpe la polvere della strada.

Il mio Amato,
Come un dio in un tempio del Nepal,
Si direbbe sia stato,
Dall’inizio della sua esistenza,
Straniero.
È un uomo dei secoli passati,
Una traccia dell’autenticità della bellezza.

Nel suo spazio,
Come il profumo dell’infanzia,
Sempre ricordi innocenti
Desta.
È come un’allegra canzone popolare
Grossolana e schietta.

Ama sinceramente
Gli atomi della vita,
Gli atomi della terra,
I dolori dell’Umanità
I dolori puri.

Ama sinceramente
Un viottolo di campagna,
Un albero,
Una coppa di gelato,
Una corda da bucato.

Il mio Amato
È un uomo semplice,
Un uomo semplice che,
Nel sinistro paese delle meraviglie,
Come l’ultima traccia di una portentosa fede,
Ho celato
Nel folto dei miei seni.

Forough Farrokhzad (Teheran, 5 gennaio 1935 – Tafresh, 13 febbraio 1967) è stata una poetessa persiana.

Traduzione dal persiano di Daniela Zini - Roma, 1 maggio 2007





BENİM SEVGİLİM

benim sevgilim
o arsız çıplak teniyle
güçlü bacakları üstünde
ölüm gibi durdu

eğik devinimli çizgiler
onun isyancı organlarını
güçlü desenlerinde
izlemekte

benim sevgilim
sanki yitik nesillerden biridir
gözlerinin sonunda
sanki bir tatar
bir atlının pususuna yatmıştır
dişlerinin taze kıvılcımında
sanki bir barbar
bir avın sıcak kanına kapılmıştır

benim sevgilim
doğa gibidir
kaçınılmaz apaçık anlamıyla
o benim yenilgimle
erkin gerçek yasasını
onaylıyor.

o yabansı özgürdür
ıssız bir adanın derinliklerinde o
sağlıklı bir içgüdüm gibidir
mecnunun çadırının yırtıklarıyla o
ayakkabısından caddenin tozunu
siliyor.

benim sevgilim
bir tanrı gibi, Nepal tapınaklarında
varlığının başlangıcına
yabancı olan
o
geçmiş yüzyıllardan bir adam
güzelliğin soyluluğunu anımsatıyor

o, çevresinde
bir çocuk kokusu gibi
sürekli suçsuz anıları
uyandırıyor
o, sıradan hoş bir serenat
gibi
hoyrat ve çırılçıplaktır

o katıksız seviyor
yaşamın zerreciklerini
toprağın zerreciklerini
insan oğlunun üzüntülerini
lekesiz üzüntülerini
katıksız seviyor
köyün bir bağ sokağını
bir ağacı
bir külah dondurmayı
bir çamaşır ipini

benim sevgilim
sade bir insandır
sade bir insan
benim onu
uğursuz ucubeler diyarında
şaşılası bir mezhebin son belirtisi gibi
memelerimin çalıları ortasında
sakladığım.

Furuğ Ferruhzad

Çeviri: Haşim Hüsrevşahi


In The Belly of Nature, Self portrait, 1923,
by Rudolf Koppitz