14 Ağustos 2017 Pazartesi

Pablo Neruda / Soneto IX

SONETO IX

Al golpe de la ola contra la piedra indócil
la claridad estalla y establece su rosa
y el círculo del mar se reduce a un racimo,
a una sola gota de sal azul que cae.

Oh radiante magnolia desatada en la espuma,
magnética viajera cuya muerte florece
y eternamente vuelve a ser y a no ser nada:
sal rota, deslumbrante movimiento marino.

Juntos tú y yo, amor mío, sellamos el silencio,
mientras destruye el mar sus constantes estatuas
y derrumba sus torres de arrebato y blancura,

porque en la trama de estos tejidos invisibles
del agua desbocada, de la incesante arena,
sostenemos la única y acosada ternura.

Pablo Neruda - (Cien sonetos de amor, 1959)





SONNET IX

There where the waves shatter on the restless rocks
the clear light bursts and enacts its rose,
and the sea-circle shrinks to a cluster of buds,
to one drop of blue salí, falling.

O bright magnolia bursting in the foam,
magnetic transient whose death blooms
and vanishes—being, nothingness—forever:
broken salt, dazzling lurch of the sea.

You and I, Love, together we ratify the silence,
while the sea destroys its perpetual statues,
collapses its towers of wild speed and whiteness:

because in the weavings of those invisible fabrics,
galloping water, incessant sand,
we make the only permanent tenderness.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Stephen Tapscott





SONNET IX

In the wave-strike over unquiet stones
the brightness bursts and bears the rose
and the ring of water contracts to a cluster
to one drop of azure brine that falls.

O magnolia radiance breaking in spume,
magnetic voyager whose death flowers
and returns, eternal, to being and nothingness:
shattered brine, dazzling leap of the ocean.

Merged, you and I, my love, seal the silence
while the sea destroys its continual forms,
collapses its turrets of wildness and whiteness,

because in the weft of those unseen garments
of headlong water, and perpetual sand,
we bear the sole, relentless tenderness.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translation by A. S. Kline





SONETTO IX

Al colpo dell'onda contro la pietra indocile
scoppia la chiarità e stabilisce la sua rosa
e il cerchio del mare si riduce a un grappolo,
a una sola goccia di sale azzurro che cade.

Oh radiante magnolia scatenata nella schiuma,
magnetica viaggiatrice la cui morte fiorisce
e torna eternamente a essere e non esser nulla:
sale rotto, abbacinante movimento marino.

Uniti tu e io, amor mio, sigilliamo il silenzio,
mentre il mare distrugge le sue costanti statue
e abbatte le sue torri di furia e bianchezza,

perché nella trama di questi tessuti invisibili
dell'acqua sbrigliata, dell'incessante arena,
sosteniamo l'unica e perseguitata tenerezza.

Pablo Neruda - (Cento Sonetti D'amore, 1959)





SONE IX

Hırçın kayalara vurdukça darbesi dalgaların
çatlar ışık ve yerleşir böylece senin gülün,
toplanıp salkım olur denizde girdaplar
bir tek damlasında akan mavi tuzun.

Ah, köpükte açılıveren ışıltılı manolya,
göz alıcı yolcu, ölümün açtırır çiçekleri
varlığın ve yokluğun sonsuz tekrarında:
Tuz kırığı, denizlerin pırıltılı gelgiti.

Birlikte, sen ve ben, sevgilim, mühürlüyoruz sessizliği;
varsın yıksın o yeri belli heykellerini deniz,
varsın devirsin o taşkın ve ak kulelerini,

her şeyi saran suyun ve arasız kumun
görünmez ipliklerden kumaşında
dokuyoruz birliği ve hor görülmüş sevgiyi.

Pablo Neruda - (Yüz Aşk Sonesi’nden, 1959)

Çeviri: Adnan Özer


Aphrodite, 1955, by Yoshiyuki Iwase

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Antonia Pozzi / Solitudine

SOLITUDINE

Ho le braccia dolenti e illanguidite
per un'insulsa brama di avvinghiare
qualchecosa di vivo, che io senta
più piccolo di me. Vorrei rapire
d'un balzo e poi portarmi via, correndo,
un mio fardello, quando si fa sera;
avventarmi nel buio, per difenderlo,
come si lancia il mare sugli scogli;
lottar per lui, finché mi rimanesse
un brivido di vita; poi, cadere
nella più fonda notte, sulla strada,
sotto un tumido cielo inargentato
di luna e di betulle; ripiegarmi
su quella vita che mi stringo al petto –
e addormentarla – e anch'io dormire, infine...
No: sono sola. Sola mi rannicchio
sopra il mio magro corpo. Non m'accorgo
che, invece di una fronte indolenzita,
io sto baciando come una demente
la pelle tesa delle mie ginocchia.

Antonia Pozzi

Milano, 4 giugno 1929





YALNIZLIK

Kollarımda sızı ve takatsizlik:
Saçma bir istek, kendimden küçükmüş gibi
hissettiğim, canlı bir şeyi
sıkıca tutmak uğruna. Akşam olunca, aniden
kaçırmak ve ardmdan da, koşar adım götürmek isterim,
ağır yüklerimden birini;
onu korumak uğruna, karanlığa hücum etmek
isterim, tıpkı kayalara vuran deniz gibi;
onun için savaşmak isterim, öyle ki bana
bir hayat ürpertisi kalsın; sonra düşmek isterim,
sokakta, en dipsiz gecede,
ay ve kayın ağaçlarıyla yaldızlı
nemli bir göğün altında; kıvrılıvermek
bağrıma bastığım bu hayata onu
uyutmak- ve kendim de uyumak isterim, en nihayet...
Yok: Yalnızım. Yalnız büzülüveriyorum
zayıf bedenimin üzerine. Fark etmiyorum,
sızlayan bir alın yerine, bir deli misali
dizlerimin gergin tenini öpmekte olduğumu.

Antonia Pozzi

Çeviri: Meryem Mine Çilingiroğlu


Winter loneliness by Federica Erra (Italian photographer)

11 Ağustos 2017 Cuma

Jorge Luis Borges / Julio Cortázar Cuentos

Hacia mil novecientos cuarenta y tantos, yo era secretario de redacción de una revista literaria, más o menos secreta. Una tarde, una tarde como las otras, un muchacho muy alto, cuyos rasgos no puedo recobrar, me trajo un cuento manuscrito. Le dije que volviera a los diez días y que le dada mi parecer. Volvió a la semana. Le dije que su cuento me gustaba y que ya había sido entregado a la imprenta. Poco después, Julio Cortázar leyó en letras de molde "Casa tomada" con dos ilustraciones a lápiz de Norah Borges. Pasaron los años y me confió una noche, en París, que ésa había sido su primera publicación. Me honra haber sido su instrumento.

El tema de aquel cuento es la ocupación gradual de una casa por una invisible presencia. En ulteriores piezas Julio Cortázar lo retomaría de un modo más indirecto y por ende más eficaz.

Cuando Dante Gabriel Rossetti leyó la novela Cumbres borrascosas le escribió a un amigo: "La acción transcurre en el infierno, pero los lugares, no sé por qué, tienen nombres ingleses". Algo análogo pasa con la obra de Cortázar. Los personajes de la fábula son deliberadamente triviales. Los rige una rutina de casuales amores y de casuales discordias. Se mueven entre cosas triviales: marcas de cigarrillo, vidrieras, mostradores, whisky, farmacias, aeropuertos y andenes. Se resignan a los periódicos y a la radio. La topografía corresponde a Buenos Aires o a París y podemos creer al principio que se trata de meras crónicas. Poco a poco sentimos que no es así. Muy sutilmente el narrador nos ha atraído a su terrible mundo, en que la dicha es imposible. Es un mundo poroso, en el que se entretejen los seres; la conciencia de un hombre puede entrar en la de un animal o la de un animal en un hombre. También se juega con la materia de la que estamos hechos, el tiempo. En algunos relatos fluyen y se confunden dos series temporales.

El estilo no parece cuidado, pero cada palabra ha sido elegida. Nadie puede contar el argumento de un texto de Cortázar; cada texto consta de determinadas palabras en un determinado orden. Si tratamos de resumirlo verificamos que algo precioso se ha perdido.

Jorge Luis Borges - (Julio Cortázar Cuentos)





1940’larda bir edebiyat dergisi için editörlük yapıyordum, aşağı yukarı gizlice yaptığım bir işti. Bir öğleden sonra, sıradan bir ikindi vakti, şimdi simasını pek hatırlayamadığım bir genç, bana bir öyküsünün elyazmasını getirdi. On gün sonra geri gelmesini, o zaman fikrimi açıklayacağımı söyledim. Bir hafta sonra geri geldi. Ona öyküsünü beğendiğimi ve hemen yayımlanması için dergiye aldığımı söyledim. Kısa süre sonra Julio Cortázar “Ele Geçirilen Ev” adlı öyküsünü Norah Borges’in iki illüstrasyonuyla dergide basılmış halde okudu. Yıllar sonra bir gece Paris’te, bana bunun ilk yayımlanan yazısı olduğunu söyledi.

Bu öykünün konusu görünmez bir mevcudiyetin zamanla evi işgal etmesidir. Daha sonra yazdıklarında Cortázar benzer bir temayı daha dolaylı ve etkili biçimde yeniden ele alır.

Dante Gabriel Rossetti Uğultulu Tepeler’i okuduktan sonra bir arkadaşına şöyle yazar: “Olay cehennemde geçiyor, ama nedendir bilmem, yer isimleri İngilizce.” Cortázar’ın eserlerinde de benzer bir şeyle karşılaşırız. Öykülerindeki kişiler kasıtlı olarak tırı vırı kişilerdir. Bu duruma öykülerindeki havai aşk ilişkilerinde ve yüzeysel tartışmalarda da rastlarız. Tırı vırı şeyler arasında gidip geliriz: sigara markaları, vitraylar, tezgâhlar, viskiler, eczaneler, havaalanları, limanlar. İnsanlar kendilerini gazetelere ve radyolara verir. Mekân topografik olarak Buenos Aires’e ya da Paris’e benzer. İlk başta bunun gündelik bir olayın anlatımı olduğunu sanırız. Sonra zamanla böyle olmadığını hissederiz. Anlatıcı farkına vardırmadan mutluluğun imkânsız olduğu korkunç bir dünyanın içine çeker bizi. Varlıkların iç içe geçtiği geçirgen bir dünyadır bu; bir insanın bilinci bir hayvanınkine girebilir, keza bir hayvanınki de bir insanınkine. Aynı zamanda insanın özünü oluşturan zamanla ilgili oyunlar da vardır. Bazı öykülerde iki zaman dizisi birbiri içinde akar.

Kimse bir Cortázar metninin olay örgüsünü anlatamaz; onun her metni belirli sözcüklerin belirli bir düzende bir araya gelmesinden oluşur. Bunları özetlemeye kalkıştığımızda, nadide bir şeyin kaybolduğunu fark ederiz.

Jorge Luis Borges - (Cortázar'ın Öykülerine Önsöz)

İspanyolcadan çeviren: Işık Canıpek


Julio Cortázar

10 Ağustos 2017 Perşembe

Federico García Lorca / Baladilla de los tres ríos

BALADILLA DE LOS TRES RÍOS

A Salvador Quintero

El río Guadalquivir
va entre naranjos y olivos.
Los dos ríos de Granada
bajan de la nieve al trigo.

¡Ay, amor
que se fue y no vino!

El río Guadalquivir
tiene las barbas granates.
Los dos ríos de Granada
uno llanto y otro sangre.

¡Ay, amor
que se fue por el aire!

Para los barcos de vela,
Sevilla tiene un camino;
por el agua de Granada
sólo reman los suspiros.

¡Ay, amor
que se fue y no vino!

Guadalquivir, alta torre
y viento en los naranjales.
Dauro y Genil, torrecillas
muertas sobre los estanques,

¡Ay, amor
que se fue por el aire!

¡Quién dirá que el agua lleva
un fuego fatuo de gritos!

¡Ay, amor
que se fue y no vino!

Lleva azahar, lleva olivas,
Andalucía, a tus mares.

¡Ay, amor
que se fue por el aire!

Federico García Lorca

Poema del cante jondo (1921-1922)





THE LITTLE BALLAD OF THE THREE RIVERS

For Salvador Quintero

The Guadalquivir’s river
runs past oranges and olives.
The two rivers of Granada,
fall, to wheatfields, out of snow.

Ay, Love, that goes,
and never returns!

The Guadalquivir’s river
has a beard of clear garnet.
The two rivers of Granada
one of sorrow, one of blood.

Ay, Love,
vanished down the wind!

For the sailing-boats,
Seville keeps a roadway:
Through the waters of Granada
only sighs can row.

Ay, Love, that went,
and never returned!

Guadalquivir — high tower,
and breeze in the orange-trees.
Dauro, Genil — dead turrets,
dead, above the ponds.

Ay, Love,
vanished down the wind!

Who can say, if water carries
a ghost-fire of cries?

Ay, Love, that went,
and never returned!

Take the orange petals,
take the leaves of olives,
Andalusia, down to your sea.

Ay, Love,
vanished on the wind!

Federico García Lorca

Poem of Deep Song (1921-1922)

Translation by A. S. Kline





LITTLE BALLAD OF THE THREE RIVERS

For Salvador Quintero

The river Guadalquivir
Flows between oranges and olives
The two rivers of Granada
Descend from the snow to wheat

Oh my love!
Who went and never returned

The river Guadalquivir
Has beards of maroon
The two rivers of Granada
One a cry, the other blood

Oh my love!
Who vanished into thin air

For the sailboats
Sevilla has a course;
Through the water of Granada
Only sighs are rowing

Oh my love!
Who went and never returned

Guadalquivir, high tower
And the wind in the orange groves
Darro and Genil, little towers
Dead on the ponds

Oh my love!
Who vanished into thin air

Who will say that the water bears
A vain fire of screams

Oh my love!
Who went and never returned

Carry orange blossom, carry olives,
Andalucia, to your seas

Oh my love!
Who vanished into thin air.

Federico García Lorca

Poem of Deep Song (1921-1922)





ÜÇ NEHİR ÜSTÜNE KÜÇÜK BALAD

Akar Guadalkuivir
Portakal ve zeytin bahçelerinin gölgesinde
Senin iki nehrin Granada
Düşer karlardan, vadilere

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Guadalkuivir kıvrımlarında
Yanar tutuşur nar çiçekleri
Akar nehirlerin Granada
Bir kanla, gözyaşıyla öteki

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Sevilla'da zarif
Yollar açılmıştır yelkenlilere
Senin nehirlerinde Granada
İniltilerdir yüzen sade

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Guadalkuivir… Çan kulesi
Ve rüzgâr, limon bahçesinde.
Dauro, Genil, ölü kilisecikler
Nehirlerin denize kavuştuğu yerde

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Sular taşıyıp götürürler mi
Çürüyen acının ateşlerini?

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Endülüs, portakal çiçeği alır
Ve zeytin dalları, denizlere

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Federico García Lorca

Cante Jondo Şiiri (1921-1922)

Çeviri: Ataol Behramoğlu


Cathedral, Torre del Oro and Guadalquivir River,
Seville, Spain, 1862, by Charles Clifford

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Pablo Neruda / Soneto X

SONETO X

Suave es la bella como si música y madera,
ágata, telas, trigo, duraznos transparentes,
hubieran erigido la fugitiva estatua.
Hacia la ola dirige su contraria frescura.

El mar moja bruñidos pies copiados
a la forma recién trabajada en la arena
y es ahora su fuego femenino de rosa
una sola burbuja que el sol y el mar combaten.

Ay, que nada te toque sino la sal del frío!
Que ni el amor destruya la primavera intacta.
Hermosa, reverbero de la indeleble espuma,

deja que tus caderas impongan en el agua
una medida nueva de cisne o de nenúfar
y navegue tu estatua por el cristal eterno.

Pablo Neruda - (Cien sonetos de amor, 1959)





SONNET X

This beauty is soft—as if music and wood,
agate, cloth, wheat, peaches the light shines through
had made an ephemeral statue.
And now she sends her freshness out, against the waves.

The sea dabbles at those tanned feet, repeating
their shape, just imprinted in the sand.
And now she is the womanly fire of a rose,
the only bubble the sun and the sea contend against.

Oh, may nothing touch you but the chilly salt!
May not even love disturb that unbroken springtime!
Beautiful woman, echo of the endless foam,

may your statuesque hips in the water make
a new measure—a swan, a lily—, as you float
your form through that eternal crystal.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Stephen Tapscott





SONETTO X

Dolce è la bella come se musica e legno,
agata, tele, frumento, pesche trasparenti,
avessero eretto la statua fuggitiva.
Verso l'onda dirige la sua contraria freschezza.

Il mare bagna bruniti piedi copiati
alla forma appena lavorata nell'arena
e ora il suo fuoco femminile di rosa
è una sola bolla che il sole e il mare combattono.

Ahi, nulla ti tocchi se non il sale del freddo!
Che neppure l'amore distrugga la primavera intatta.
Bella, riverbero dell'indelebile schiuma,

lascia che i tuoi fianchi impongano nell'acqua
una misura nuova di cigno o di ninfea
e navighi la tua statua nel cristallo eterno.

Pablo Neruda - (Cento Sonetti D'amore, 1959)





SONE X

Ezgilerden, ağaçlardan alır doyumsuz güzelliğini
akik, ipek, buğday ve ışıltılı şeftaliler,
yaptılar konar göçer heykelini,
vurdu dalgalar vahşi esintini.

Deniz ıslatır cilalı ayaklarını,
biçimler kumda zahmetsizce.
Sırasıdır şimdi dişi gül ateşinin,
ayrılır bur köpük, kapışmasından denizle güneşin.

Ah, dokunmasın sana soğuğun tuzundan gayrısı!
Boynu bükük aşk, eldeğmemiş bahar bile.
Güzelsin, sönmez köpüğün yansısı,

kalçaların koyar da suya ağırlığını,
yeni biçim verirsin, kuğu gibi, nilüfer belki;
yüzdür gitsin sonsuz cam boyunca heykelini.

Pablo Neruda - (Yüz Aşk Sonesi’nden, 1959)

Çeviri: Adnan Özer


Nude in the sea, Camargue, 1962, by Lucien Clergue

8 Ağustos 2017 Salı

E. E. Cummings / 50 Poems

41

up into the silence the green
silence with a white earth in it

you will(kiss me)go

out into the morning the young
morning with a warm world in it

(kiss me)you will go

on into the sunlight the fine
sunlight with a firm day in it

you will go(kiss me

down into your memory and
a memory and memory

i)kiss me,(will go)

E. E. Cummings - 50 Poems (1940)





41:380

arriba al silencio el verde
silencio con una tierra blanca adentro

tu te (bésame) irás

afuera a la mañana la joven
mañana con un cálido día adentro

(bésame) tú te irás

allá al sol el hermoso
sol con un firme día adentro

tú te irás (bésame

abajo a tu memoria y
una memoria y la memoria

yo me) bésame (iré)

E. E. Cummings - 50 Poemas (1940)

Traducción de Ulalume González de León





41

tümüyle içine dek sessizliğin, o yeşil
sessizlik, içinde de beyaz bir dünya

sen (öp beni) gideceksin

dışarıya, sabaha, o genç sabaha,
içinde de canlı bir dünya

(öp beni) sen gide

duracaksın günışığına, o güzel
günışığına, içinde de durgun bir gün

gideceksin (öp beni

içine dek anılarının ve
bir anının ve anının

ben) öp beni (gideceğim)

E. E. Cummings - 50 Şiir (1940)

Çeviri: Suphi Aytimur


Alessia Marcuzzi for GQ, Novembre 2003,
by Fabrizio Ferri

7 Ağustos 2017 Pazartesi

E. E. Cummings / love is the every only god

love is the every only god

who spoke this earth so glad and big
even a thing all small and sad
man,may his mighty briefness dig

for love beginning means return
seas who could sing so deep and strong

one querying wave will whitely yearn
from each last shore and home come young

so truly perfectly the skies
by merciful love whispered were,
completes its brightness with your eyes

any illimitable star

E. E. Cummings





yalnız olan tek tanrı aşktır

anlatır bu dünyayı onca esen ve büyük
hatta bir şeyi, tümüyle küçük ve üzgün
bir adamı, onun aşırı bücürlüğü düşünebilir

çünkü başlangıç dönüş demektir aşk için
denizler ki şakıyabilir onca derin ve güçlü

acayipleşen bir dalga bembeyaz özleyecek
ve her son kumsaldan genç dönecek yuvaya

böylece gerçekten yetkin gökler
ki sevecen aşkla fısıldayadurdu,
ışıltısını tamamlar senin gözlerinle

yani sınırsız bir yıldız

E. E. Cummings

Çeviri: Suphi Aytimur


Kitrysha, 2017, by Alberto Buzzanca

6 Ağustos 2017 Pazar

Monica Bellucci / Interview for Paris Match

"Le désir ne s’éteint pas en vieillissant. Quand on est jeune, on est dirigé par un désir hormonal primaire. On est porté par ses pulsions. Avec le temps, le sexe devient plus réfléchi peut-être, mais le plaisir est tout aussi fort. Quand la sensualité et la sexualité se mêlent à l’amour, c’est l’apothéose et c’est magnifique. J’ai du mal, aujourd’hui, à m’imaginer faire l’amour sans amour."

Monica Bellucci - (Interview Paris Match Dany Jucaud - Publié le 07/09/2016)





"With age, the desire does not go away. When you are young, in your raging hormones and passion of your impulsive. Over time, sex has become, shall we say, a more deliberate, but the pleasure of it, no less. When sensuality and sexuality added to love, it is divine. Today I can not imagine what could make love without love."

Monica Bellucci - (Interview for Paris Match - 07/09/2016)





"El deseo no se apaga. Cuando uno es joven, es conducido principalmente por un deseo hormonal. Todo se realiza por impulsos. Con el tiempo, el sexo se vuelve más reflexivo, tal vez, pero se disfruta más intensamente. Lo que puedo asegurar es que pronto voy a tener 52 años y no puedo imaginar el tener sexo sin amor. Cuando en una relación, la sensualidad y la sexualidad se encuentran, es magnífico. Sobrevive a lo largo del tiempo."

Monica Bellucci - (Para la revista Paris Match - 07/09/2016)





"Il desiderio non si spegne con l’età! Quando si è giovani, si è trasportati da un desiderio ormonale primario e impulsivo. Con il tempo, il sesso diventa più riflessivo, ma il divertimento è altrettanto forte. Quando la sensualità e la sessualità si mescolano con l’amore, è l’apoteosi ed è bellissimo. Oggi, ho difficoltà a fare sesso senza provare amore."

Monica Bellucci - (Un'intervista molto ampia per il settimanale francese Paris Match. - 07/09/2016)





"Şehvet ve arzu yaşlandıkça ortadan kaybolmuyor. Tam tersi ilerlemiş yaşta cinsellik çok daha güzel. Gençken cinsellik tamamen hormonlara bağlı oluyor. Ancak yaş ilerledikçe aşk ve cinsellik daha bir uyum sağlıyor, şehvet ve arzuyu ön plana çıkartıyor. İnanın ilerlemiş olgunluk yaşlarında seks daha güzel. Ancak ben aşk olmadan sekste hayli zorlanıyorum."

Monica Bellucci - (Ünlü Fransız dergisi Paris Match ile yaptığı röportajdan - 07/09/2016)


Monica Bellucci in a photoshoot for Paris Match,
Septembre 2016, Fred Meylan

Pablo Neruda / Soneto XII

SONETO XII

Plena mujer, manzana carnal, luna caliente,
espeso aroma de algas, lodo y luz machacados,
qué oscura claridad se abre entre tus columnas?
Qué antigua noche el hombre toca con sus sentidos?

Ay, amar es un viaje con agua y con estrellas,
con aire ahogado y bruscas tempestades de harina:
amar es un combate de relámpagos
y dos cuerpos por una sola miel derrotados.

Beso a beso recorro tu pequeño infinito,
tus márgenes, tus ríos, tus pueblos diminutos,
y el fuego genital transformado en delicia

corre por los delgados caminos de la sangre
hasta precipitarse como un clavel nocturno,
hasta ser y no ser sino un rayo en la sombra.

Pablo Neruda - (Cien sonetos de amor, 1959)





SONNET XII

Full woman, flesh-apple, hot moon,
thick smell of seaweed, mud and light in masquerade,
what secret clarity opens through your columns?
What ancient night does a man touch with his senses?

Oh, love is a journey with water and stars,
with drowning air and storms of flour;
love is a clash of lightnings,
two bodies subdued by one honey.

Kiss by kiss I travel your little infinity,
your borders, your rivers, your tiny villages;
and a genital fire—transformed, delicious—

slips through the narrow roadways of the blood
till it pours itself, quick, like a night carnation, till it is:
and is nothing, in shadow, and a flimmer of light.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Stephen Tapscott





SONNET XII

Carnal apple, Woman filled, burning moon,
dark smell of seaweed, crush of mud and light,
what secret knowledge is clasped between your pillars?
What primal night does Man touch with his senses?

Ay, Love is a journey through waters and stars,
through suffocating air, sharp tempests of grain:
Love is a war of lightning,
and two bodies ruined by a single sweetness.

Kiss by kiss I cover your tiny infinity,
your margins, your rivers, your diminutive villages,
and a genital fire, transformed by delight,

slips through the narrow channels of blood
to precipitate a nocturnal carnation,
to be, and be nothing but light in the dark.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by A. S. Kline





SONNET XII

Femme totale, pomme de chair, feu de lune,
épais parfum d'algues, boue forgée de lumière,
quelle obscure clarté s'ouvre entre tes colonnes ?
Et quelle antique nuit touche les sens de l'homme ?

Aimer est un voyage, hélas ! d'eau et d'étoiles,
d'air étouffé, de brusque orage de farine :
aimer est un voyage et un combat d'éclairs
et deux corps mis en déroute par un seul miel.

Je parcours de baisers ton petit infini,
tes fleuves, tes rives aux si petits villages,
et le feu génital transformé en délice

voici qu'il court par les minces chemins du sang
pour se précipiter comme un œillet nocturne,
et devenir dans l'ombre un rayon seulement.

Pablo Neruda - (La centaine d'amour, 1959)





SONETTO XII

Donna completa, mela carnale, luna calda,
denso aroma d'alghe, fango e luce pestati,
quale oscura chiarità s'apre tra le tue colonne?
Quale antica notte tocca l'uomo con i suoi sensi?

Ahi, amare è un viaggio con acqua e con stelle,
con aria soffocata e brusche tempeste di farina:
amare è un combattimento di lampi
e due corpi da un solo miele sconfitti.

Bacio a bacio percorro il tuo piccolo infinito,
i tuoi margini, i tuoi fiumi, i tuoi villaggi minuscoli,
e il fuoco genitale trasformato in delizia

corre per i sottili cammini del sangue
fino a precipitarsi come un garofano notturno,
fino a essere e non essere che un lampo nell'ombra.

Pablo Neruda - (Cento Sonetti D'amore, 1959)





SONE XII

Dolu dolu kadın, tenin elması, sıcak ay,
buram buram su yosunu kokusu, dövülmüş ışık ve çamur,
hangi gölgeli karanlık açılır sütunlarının arasında?
Hangi asırlık gecedir dokunur erkeğe duyularıyla?

Ah, bir su ve yıldız yolculuğudur sevmek,
bunaltıcı hava ve unun ansızın kopan fırtınasıyla
Şimşeklerin kapışmasıdır sevmek,
hırpalanmış iki beden, aynı baldan geçerek.

Koşturur öpüşlerim küçük sonsuzluğunda,
nehirlerinde, kıyılarında, o birkaç haneli köylerinde
ve koşturur senin dişi alevinde

kanın ince yollarında dönüşüp zevk yangınına
yakıp geçinceye bir gece karanfil gibi,
karanlıkta bir parıltı olup olmamak bütün derdi.

Pablo Neruda - (Yüz Aşk Sonesi’nden, 1959)

Çeviri: Adnan Özer


Nude in the sea, Camargue, 2009,
by Lucien Clergue

5 Ağustos 2017 Cumartesi

Pablo Neruda / Soneto XVI

SONETO XVI

Amo el trozo de tierra que tú eres,
porque de las praderas planetarias
otra estrella no tengo. Tú repites
la multiplicación del universo.

Tus anchos ojos son la luz que tengo
de las constelaciones derrotadas,
tu piel palpita como los caminos
que recorre en la lluvia el meteoro.

De tanta luna fueron para mí tus caderas,
de todo el sol tu boca profunda y su delicia,
de tanta luz ardiente como miel en la sombra

tu corazón quemado por largos rayos rojos,
y así recorro el fuego de tu forma besándote,
pequeña y planetaria, paloma y geografía.

Pablo Neruda - (Cien sonetos de amor, 1959)





SONNET XVI

I love the handful of the earth you are.
Because of its meadows, vast as a planet,
I have no other star. You are my replica
of the multiplying universe.

Your wide eyes are the only light I know
from extinguished constellations;
your skin throbs like the streak
of a meteor through rain.

Your hips were that much of the moon for me;
your deep mouth and its delights, that much sun;
your heart, fiery with its long red rays,

was that much ardent light, like honey in the shade.
So I pass across your burning form, kissing
you—compact and planetary, my dove, my globe.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Stephen Tapscott





SONNET XVI

Oui, j’aime ce morceau de terre que tu es,
moi qui, parmi toutes les prairies planétaires,
ne possède pas d’autre étoile. L’univers
c’est toi qui le répètes et qui le multiplies.

En tes larges yeux il y a la lumière
qui des constellations vaincues vient jusqu’à moi,
ce sont les chemins qui palpitent sur ta peau
parcourus par le météore dans la pluie.

Tes hanches furent toute la lune pour moi,
le soleil, les plaisirs de ta bouche profonde,
et l’ardente lumière et tout le miel dans l’ombre

ce fut ton coeur brûlé par de longs rayons rouges :
je parcours de baisers la forme de ton feu,
ma petite planète, géographie, colombe.

Pablo Neruda - (La centaine d'amour, 1959)





SONETTO XVI

Amo il pezzo di terra che tu sei,
perché delle praterie planetarie
altra stella non ho. Tu ripeti
la moltiplicazione dell’universo.

I tuoi grandi occhi son la luce che posseggo
delle costellazioni sconfitte,
la tua pelle palpita come le strade
che percorre la meteora nella pioggia.

Di tanta luna furon per me i tuoi fianchi,
di tutto il sole la tua bocca profonda e la sua delizia,
di tanta luce ardente come miele nell’ombra

il tuo cuore arso da lunghi raggi rossi,
e così percorro il fuoco della tua forma baciandoti,
piccola e planetaria, colomba e geografia.

Pablo Neruda - (Cento Sonetti D'amore, 1959)





SONE XVI

Aşığım bir avuç toprağa senden parçadır diye,
çünkü başka bir yıldız yok bana
o gezegen çayırlarındakinden. Tekrarı senin dilinde
gittikçe çoğalan evrenin.

Bir ışığım var saçılmış takımyıldızlarından
ve onda senin sesin, iri gözlerin;
yağmurda göktaşının koştuğu
yollar gibi titreşir tenin.

Kalçalarından bana ağan nice aydan,
derin ağzının ve tatlılığının kesintisiz güneşinden,
gölgesinde bal gibi yanan onca ışıktan

Yanık kalbinin, uzun, kızıl ışık yolları boyunca,
işte böyle geçiyorum öpülerek oluşan biçiminden ateşi,
öyle küçüktür, bir gezegen sanki, bir güvercin ve coğrafya.

Pablo Neruda - (Yüz Aşk Sonesi’nden, 1959)

Çeviri: Adnan Özer


Unknown photographer

Pablo Neruda / A Matilde Urrutia

A Matilde Urrutia

Señora mía muy amada, gran padecimiento tuve al escribirte estos mal llamados sonetos y harto me dolieron y costaron, pero la alegría de ofrecértelos es mayor que una pradera. Al proponérmelo bien sabía que al costado de cada uno, por afición electiva y elegancia, los poetas de todo tiempo dispusieron rimas que sonaron como platería, cristal o cañonazo. Yo, con mucha humildad hice estos sonetos de madera, les di el sonido de esta opaca y pura substancia y así deben llegar a tus oídos. Tú y yo caminando por bosques y arenales, por lagos perdidos, por cenicientas latitudes, recogimos fragmentos de palo puro, de maderos sometidos al vaivén del agua y la intemperie. De tales suavizadísimos vestigios construí con hacha, cuchillo, cortaplumas, estas madererías de amor y edifiqué pequeñas casas de catorce tablas para que en ellas vivan tus ojos que adoro y canto. Así establecidas mis razones de amor te entrego esta centuria: sonetos de madera que sólo se levantaron porque tú les diste la vida.

Pablo Neruda - (Octubre de 1959)





To Matilde Urrutia

My beloved wife, I suffered while I was writing these misnamed “sonnets”; they hurt me and caused me grief, but the happiness I feel in offering them to you is vast as a savanna. When I set this task for myself, I knew very well that down the right sides of sonnets, with elegant discriminating taste, poets of all times have arranged rhymes that sound like silver, or crystal, or can- nonfire. But—with great humility—I made these sonnets out of wood; I gave them the sound of that opaque puré substance, and that is how they should reach your ears. Walking in forests or on beaches, along hidden lakes, in latitudes sprinkled with ashes, you and I have picked up pieces of puré bark, pieces of wood subject to the comings and goings of water and the weather. Out of such softened relies, then, with hatchet and machete and pocketknife, I built up these lumber piles of love, and with fourteen boards each I built little houses, so that your eyes, which I adore and sing to, might live in them. Now that I have declared the foundations of my love, I surrender this century to you: wooden sonnets that rise only because you gave them life.

Pablo Neruda - (October 1959)





To Matilde Urrutia

I suffered while I was writing these misnamed "sonnets;" they hurt me and caused me grief, but the happiness I feel in offering them to you is vast as a savanna. When I set this task for myself, I knew very well that down the right sides of sonnets, with elegant and discriminating taste, poets of all times have arranged rhymes that sound like silver, or crystal, or cannonfire. But—with great humility—I made these sonnets out of wood; I gave them the sound of that opaque pure substance, and that is how they should reach your ears. Walking in forests or on beaches, along hidden lakes, in latitudes sprinkled with ashes, you and I have picked up pieces of pure bark, pieces of wood subject to the comings and goings of water and the weather. Out of such softened relics, then, with hatchet and machete and pocketknife, I built up these lumber piles of love, and with fourteen boards each I built little houses, so that your eyes, which I adore and sing to, might live in them. Now that I have declared the foundations of my love, I surrender this century to you: wooden sonnets that rise only because you gave them life.

Pablo Neruda to Matilde Urrutia, from One Hundred Love Sonnets. (October 1959)





Matilde Urrutia'ya ithafen

Senin için yazdığım bu adsız şiirler nice büyük acıların, nice büyük hüzünlerin ürünü, sevgili kadınım. Ama onları bitirip sana sunmak, çayırlardan bile geniş bir kıvanç veriyor bana. Şairler sone'lerini, zevkle, özenle, incelikle seçtikleri gümüş, billur, tiz ya da gür sesli uyaklarla süslediler hep. Bana gelince, sonelerimi odundan yaptım, onlara donuk ve saf odunun sesini verdim, kulaklarına da bu sesle ulaşsınlar. Seninle ben, ağaçlar arasında, kumlar üstünde, yitik göller kıyısında, kül iklimlerde dolaştık, saf odun parçalarını, gidip gelen suyun ve kapalı havaların kalaslarını devşirdik. Sonsuzca yumuşatılmış bu kalıntılardan, taptığım ve şarkısını söylediğim gözlerin içinde yaşasın diye, balta'yla bıçak'la çakı'yla bu aşk çatılarını, on dört tahtadan yapılmış bu küçük evleri kurdum. Aşkımın yansımaları olan bu yüz şiiri, odundan yapılmış bu soneleri sana adıyorum, çünkü varlıklarını sana borçlular.

Pablo Neruda - (Ekim 1959)





Matilde Urrutia'ya

Çok sevgili kadınım, sana bu kötü söyleyişli soneleri yazmak büyük çile oldu, acılar verdi ve sanki canımdan bir şeyler aldı, fakat sana bunları sunmanın mutluluğu bir çayırdan daha geniş. Bu işe girişirken, her biri için, aklımın bir köşesinde şairlerin bunca zamandır titiz ve şık beğeniyle gümüşi çınıltılı, saydam ya da top ateşini andırır dizeler kaleme aldıkları vardı. Bense, olanca alçak gönüllüğümle ağaçlardan çattım bu soneleri, demem o ki, pek ışıltılı olmayan, gücünü saflığından alan ezgilerdir duyduğun; nitekim senin kulağına da öyle geliyorlardır. Sen ve ben, yürüyerek ormanlar ve kumsallardan, yitik göller, kül enlemlerden, saf ağaç parçalarını devşirdik, suyla ve hava değişimiyle salınan dallardan. Türküler yaktığım ve tapındığım gözlerini yaşatsınlar diye on dört tahtalı bu küçük evlerin çatısını ve aşk çatılarını o hoş kalıntılardan balta, bıçak ve çakı ile kurdum. İşte sana ait yüze tamamlanmış aşk sonesi: Sana borçlu oldukları yaşamdan başka bir şey olmayan dallardan soneler.

Pablo Neruda - (Ekim 1959)


Pablo Neruda y Matilde Urrutia

3 Ağustos 2017 Perşembe

Pablo Neruda / Soneto XLV

SONETO XLV

No estés lejos de mí un solo día, porque cómo,
porque, no sé decirlo, es largo el día,
y te estaré esperando como en las estaciones
cuando en alguna parte se durmieron los trenes.

No te vayas por una hora porque entonces
en esa hora se juntan las gotas del desvelo
y tal vez todo el humo que anda buscando casa
venga a matar aún mi corazón perdido.

Ay que no se quebrante tu silueta en la arena,
ay que no vuelen tus párpados en la ausencia:
no te vayas por un minuto, bienamada,

porque en ese minuto te habrás ido tan lejos
que yo cruzaré toda la tierra preguntando
si volverás o si me dejarás muriendo.

Pablo Neruda - (Cien sonetos de amor, 1959)





SONNET XLV

Don't be far from me a single day, because how,
why, I don't know how to say it, the day is long,
and I will be awaiting you, as in the stations
when trains fell asleep somewhere else.

Don't go for one hour because
in that hour the drops of sleeplessness are joined
and maybe all the smoke that is searching for a home
will come to kill my lost heart.

Oh, may your silhouette not be broken in the sand,
oh, may your eyelids not fly in the absence:
do not go for one minute, beloved,

because in that minute you will have gone so far
that I will cross all the earth asking
if you will return or if you will leave me dying.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Gustavo Escobedo





SONNET XLV

Don’t be distant a single day, because how,
because—I can’t find the words—the day is long
and I’ll be waiting, like in a station when the train
has fallen asleep back down the line.

Don’t leave me for even an hour, because
in that hour drops of anxiety will gather
and the smoke that’s seeking a home
will find me, and kill my heavy heart.

Oh don’t let your silhouette expire on the sand,
oh don’t let your eyelids fly from me:
don’t leave me for even a minute, my love,

because in that minute you’ll have gone so far
that I’ll have to cross the earth asking
if you’re going to return, or leave me here dying.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Alan Davison





SONNET XLV

Don't go far off, not even for a day, because —
because — I don't know how to say it: a day is long
and I will be waiting for you, as in an empty station
when the trains are parked off somewhere else, asleep.

Don't leave me, even for an hour, because
then the little drops of anguish will all run together,
the smoke that roams looking for a home will drift
into me, choking my lost heart.

Oh, may your silhouette never dissolve on the beach;
may your eyelids never flutter into the empty distance.
Don't leave me for a second, my dearest,

because in that moment you'll have gone so far
I'll wander mazily over all the earth, asking,
Will you come back? Will you leave me here, dying?

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)





SONETTO XLV

Non star lontana da me un solo giorno, perché
perché, non so dirlo, è lungo il giorno,
e ti starò attendendo come nelle stazioni
quando in qualche parte si sono addormentati i treni.

Non andartene per un’ora perché allora
in quell’ora s’uniscono le gocce dell’insonnia
E forse tutto il fumo che va cercando verrà ancora a
uccidere il mio cuore perduto.

Ahi non si infranga la tua figura nell’arena,
ahi, non volino le tue palpebre nell’assenza:
non andartene per un minuto, adorata,

perché in quel minuto sarai andata sì lungi
ch’io attraverserò tutta la terra interrogando
se tornerai o mi lascerai morire.

Pablo Neruda - (Cento Sonetti D'amore, 1959)





SONE XLV

Bir gün olsun uzak durma benden, nasıl anlatırım,
bunu nasıl, uzayıp gider o gün,
bir ben bekleyeceğim seni
trenlerin uzaktaki garlarda uyuduğu vakitler.

Gitme bir saatliğine olsa bile, ne diyeyim,
birleşir o saatte uykusuzluğun damlaları
ve ne kadar duman varsa bir ev arayan
bakarsın boğmaya gelir yitik kalbimi.

Ah, silinmeyen hayalindir kumlarda,
ah, uçuşmayan kirpiklerin aramıza giren boşlukta:
Aşkım benim, bir an olsun bile gitme,

öyle uzaklara giderdin ki başımı bir an çevirsem,
sonra durma arşınla yazı yaban ne varsa sorarak:
Dönecek misin, yoksa ölüm yalnız mı bulacak beni?

Pablo Neruda - (Yüz Aşk Sonesi’nden, 1959)

Çeviri: Adnan Özer


Unknown photographer

Pablo Neruda / Soneto XLIII

SONETO XLIII

Un signo tuyo busco en todas las otras,
en el brusco, ondulante río de las mujeres,
trenzas, ojos apenas sumergidos,
pies claros que resbalan navegando en la espuma.

De pronto me parece que diviso tus uñas
oblongas, fugitivas, sobrinas de un cerezo,
y otra vez es tu pelo que pasa y me parece
ver arder en el agua tu retrato de hoguera.

Miré, pero ninguna llevaba tu latido,
tu luz, la greda oscura que trajiste del bosque,
ninguna tuvo tus diminutas orejas.

Tú eres total y breve, de todas eres una,
y así contigo voy recorriendo y amando
un ancho Mississippi de estuario femenino.

Pablo Neruda - (Cien sonetos de amor, 1959)





SONNET XLIII

For a sing of you I search in all the others,
in the rough, undulating river of women,
braids, eyes barely submerged,
clear feet that slip navigating in the foam.

Suddenly I think that I discern your fingernails,
oblong, fugitive, nieces of a cherry tree,
and again it is your hair that passes and I think I see
your bonfire portrait burning in the water.

I looked, but none held your heartbeat,
your light, the dark clay you brought from the forest,
none had your tiny ears.

You are total and brief, from all you are one,
and this way with you, I go wandering and loving
a wide Mississippi with a feminine mouth.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Gustavo Escobedo





SONNET XLIII

One trace of you I seek in all the others,
in the sudden, undulating river of women,
braids, eyes that can scarcely look away,
clear feet that glide, sailing on the foam.

Suddenly it seems I can make out your nails,
oblong, fugitive, nieces of the cherry tree,
and another time it’s your hair that passes
and burning in the water I see your portrait of fire.

I looked, but not one of them had your pulse,
your light, the dark clay you brought from the forest,
not one of them had your tiny little ears.

You are all of them made one, one made all,
and so I go with you, traveling and loving
a wide Mississippi of flowing female waters.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Alan Davison





SONETTO XLIII

Cerco un segno tuo in tutte l’altre,
nel brusco, ondeggiante fiume delle donne,
trecce, occhi appena sommersi,
piedi chiari che scivolano navigando nella schiuma.

D’improvviso mi sembra di scorger le tue unghie
oblunghe, fuggitive, nipoti di un ciliegio,
altra volta è la tua chioma che mi passa e mi sembra
di vedere ardere nell’acqua il tuo ritratto di fuoco.

Guardai, ma nessuna recava il tuo palpito,
la tua luce, la creta oscura che portasti dal bosco,
nessuna ebbe le tue minuscole orecchie.

Tu sei totale e breve, di tutte sei una,
così con te vo’ percorrendo e amando
un ampio Mississippi d’estuario femminile.

Pablo Neruda - (Cento Sonetti D'amore, 1959)

Traduzione di Giuseppe Bellini





SONE XLIII

Senden bir iz ararım başka kadınlarda
haşinliklerinde onların, ırmak gibi kıvrılan
örgülü saçlar, sulara gömülen gözler,
köpükten gemiler gibi kayan saydam ayaklar.

İnce uzun tırnaklarına benzetirim erken vakitlerde
çakıp geçen ışıklarını kiraz ağacının,
yüzünün yangın yerine benzetirim sularda
yanan saçını, bakıp öbür vakitlerde.

Baktım, kimse taşımıyordu kalp atışını,
ışığını, ormanlardan getirdiğin karanlık tahılı,
kimsede yoktur senin minik kulakların.

Bir öz var senin inceliğinde, eşsizsin kadınların içinde
ve ben böyle aşık, böyle akıyorum seninle
Missisipi genişliğinde dişi bir halice.

Pablo Neruda - (Yüz Aşk Sonesi’nden, 1959)

Çeviri: Adnan Özer


Stephanie Seymour, Hollywood, 1989,
by Herb Ritts

2 Ağustos 2017 Çarşamba

Pablo Neruda / Soneto XLIV

SONETO XLIV

Sabrás que no te amo y que te amo
puesto que de dos modos es la vida,
la palabra es un ala del silencio,
el fuego tiene una mitad de frío.

Yo te amo para comenzar a amarte,
para recomenzar el infinito
y para no dejar de amarte nunca:
por eso no te amo todavía.

Te amo y no te amo como si tuviera
en mis manos las llaves de la dicha
y un incierto destino desdichado.

Mi amor tiene dos vidas para armarte.
Por eso te amo cuando no te amo
y por eso te amo cuando te amo.

Pablo Neruda - (Cien sonetos de amor, 1959)





SONNET XLIV

You will know that I don't love you and that I love you
given that life is made of two ways,
the word is one wing of silence,
half of fire is cold.

I love you in order to begin loving you,
to start infinity again
and never to stop loving you:
that is why I do not love you let.

I love you and do not love you as if I had
in my hands the key of joy
and a wretched uncertain fate.

My love has two lives to love you.
That is why I love you when I don't love you
and that is why I love you when I do.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Gustavo Escobedo





SONNET XLIV

You must know that I do not love and that I love you,
because everything alive has its two sides;
a word is one wing of silence,
fire has its cold half.

I love you in order to begin to love you,
to start infinity again
and never to stop loving you:
that’s why I do not love you yet.

I love you, and I do not love you, as if I held
keys in my hand: to a future of joy-
a wretched, muddled fate-

My love has two lives, in order to love you:
that’s why I love you when I do not love you,
and also why I love you when I do.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)





SONNET XLIV

You know that I don’t and I do love you,
because life has two faces,
words have a wing of silence,
and fire has a fragment of cold.

I love you in order to start loving you,
to reestablish infinity
and to never stop loving you:
that’s why I still don’t love you.

I love you and don’t love you as if I had
the keys in my hands to happiness
and a vague future of misfortune.

My love has to lives to love you.
That’s why I love you when I don’t love you
and why I love you when I do.

Pablo Neruda - (100 Love Sonnets, 1959)

Translated by Alan Davison





SONNET XLIV

Sache que je ne t’aime pas et que je t’aime
Puisque est double la façon d’être de la vie,
Puisque la parole est une aile du silence,
Et qu’il est dans le feu une moitié de froid

Moi je t’aime afin de commencer à t’aimer,
Afin de pouvoir recommencer l’infini
Et pour que jamais je ne cesse de t’aimer :
C’est pour cela que je ne t’aime pas encore.

Je t’aime et je ne t’aime pas, c’est comme si
J’avais entre mes deux mains les clés du bonheur
Et un infortuné, un certain destin.

Mon amour a deux existences pour t’aimer.
Pour cela je t’aime quand je ne t’aime pas
Et c’est pour cela que je t’aime quand je t’aime.

Pablo Neruda - (La centaine d'amour, 1959)





SONETTO XLIV

Saprai che non t'amo e che t'amo
perché la vita è in due maniere,
la parola è un'ala del silenzio,
il fuoco ha una metà di freddo.

Io t'amo per cominciare ad amarti,
per ricominciare l'infinito,
per non cessare d'amarti mai:
per questo non t'amo ancora.

T'amo e non t'amo come se avessi
nelle mie mani le chiavi della gioia
e un incerto destino sventurato.

Il mio amore ha due vite per amarti.
Per questo t'amo quando non t'amo
e per questo t'amo quando t'amo.

Pablo Neruda - (Cento Sonetti D'amore, 1959)





SONE XLIV

Sevmiyorum dememden bileceksin sevdiğimi,
yaşamın iki yüzü olmasından gelir bu,
söz bir kanattır sessizlikten gelen,
soğuk değil midir ateşin bir yarısı.

Seviyorum işte, başlasın diye seni sevmek,
ersin diye nihayete,
dahası hiç vazgeçmeyeyim diye:
Henüz sevdim diyemem bu yüzden de.

Elimde iki anahtar tutuyorum sanki:
Biri sevmek seni, öbürü sevmemek,
biri mutluluk, mutsuz bir yazgı ihtimali öbürü.

İki ihtimali var aşkımın seni severken.
Bundandır seni sevmediğim zaman da sevmek,
bundandır seni sevdiğim zaman da sevmek.

Pablo Neruda - (Yüz Aşk Sonesi’nden, 1959)

Çeviri: Adnan Özer


In the Mood for Love (2000) - Photo by Wing Shya

1 Ağustos 2017 Salı

Milan Kundera / The Unbearable Lightness of Being

"The only relationship that can make both partners happy is one in which sentimentality has no place and neither partner makes any claim on the life and freedom of the other.

Perhaps all the questions we ask of love, to measure, test, probe, and save it, have the additional effect of cutting it short. Perhaps the reason we are unable to love is that we yearn to be loved, that is, we demand something (love) from our partner instead of delivering ourselves to him demand-free and asking for nothing but his company."

Milan Kundera - (The Unbearable Lightness of Being)





"Her iki tarafı da mutlu edecek tek ilişki, duygusallığa yer vermeyen ve sevgililerden ne birinin, ne de ötekinin birbirlerinin yaşamı ve özgürlüğü üzerinde hak öne sürdükleri ilişki biçimidir.

Aşkı ölçmek, sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz bütün bu sorular belki de her şeyin yanısıra aşkı kısaltmaya da yarıyor. Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk) talep etmemizdir."

Milan Kundera - (Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği)


Unknown

Milan Kundera / The Unbearable Lightness of Being

"Cemeteries in Bohemia are like gardens. The graves are covered with grass and colorful flowers. Modest tombstones are lost in the greenery. When the sun goes down, the cemetery sparkles with tiny candles. It looks as though the dead are dancing at a children's ball. Yes, a children's ball, because the dead are as innocent as children. No matter how brutal life becomes, peace always reigns in the cemetery. Even in wartime, in Hitler's time, in Stalin's time, through all occupations."

Milan Kundera - (The Unbearable Lightness of Being)





"CEMENTERIO: en Bohemia los cementerios parecen jardines. Las tumbas esta´n cubiertas de ce´sped y flores de colores. Las humildes sepulturas se pierden entre el verde de las hojas. Cuando oscurece, los cementerios se llenan de pequen˜as velas encendidas, de modo que es como si los muertos hubieran organizado un baile infantil. Si´, un baile infantil, porque los muertos son inocentes como nin˜os. Aunque la vida estuviera llena de crueldad, en los cementerios siempre ha reinado la paz. Incluso en tiempos de guerra, en la e´poca de Hitler, en la de Stalin, durante todas las ocupaciones."

Milan Kundera - (La insoportable levedad del ser)





"Bohemya'da mezarlıklar bahçe gibidir. Mezarlar çimle ve renk renk çiçeklerle kaplıdır. Alçak gönüllü mezartaşları yeşilliğin içerisinde kaybolurlar. Güneş battığında mezarlık mini mini mumlarla ışıl ışıldır. Ölüler bir çocuk balosunda dans ediyorlardır sanki. Evet, çocuk balosunda, çünkü ölüler çocuklar kadar masumdur. Yaşam ne kadar acımasız olursa olsun, mezarlıkta hep huzur vardır. Savaş sırasında, Hitler'in zamanında, Stalin'in zamanında, tüm işgaller sürüp giderken bile."

Milan Kundera - (Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği)


People standing amongst graves decorated with flowers and lit candles,
and spent all night at a cemetery in Oaxaca. 2011, by Enis Yücel